Pazartesi günlerinden hoşlanmamak birçok profesyonel için sıradan bir duygu. Ancak bu rahatsızlık hissi çoğu zaman pazartesiden çok önce, daha hafta sonu bitmeden başlıyor. “Sunday scaries” olarak adlandırılan bu durum, çalışanların rutin iş yaşamına dair yaşadığı stres ve kaygıyı ifade ediyor. Ve öyle ki, bu duygular artık pek çok kişi için işten ayrılma sebebi haline gelmiş durumda.
İş dünyasına dair içerikler sunan Resume.io’nun ABD’de 1000 profesyonelle gerçekleştirdiği araştırma, pazar sendromunun ne kadar yaygın olduğunu ortaya koyuyor. Katılımcılara bu duyguyu ne sıklıkla yaşadıkları, tetikleyici unsurların neler olduğu ve bunun kariyer kararlarını etkileyip etkilemediği soruldu.
Araştırma sonuçlarına göre, çalışanların %11’i her hafta bu kaygıyı yaşadığını belirtirken, %18,6’sı neredeyse her pazar bu duyguyla baş başa kaldığını ifade ediyor. Yalnızca %13’lük bir kesim pazar sendromu yaşamadığını söylüyor. En önemli sebepler arasında iş yükü ve teslim tarihleri (%33), tükenmişlik hissi (%23,6) ve gerçek dışı beklentiler (%15,7) öne çıkıyor.
Bu durum yalnızca bireysel ruh sağlığını değil, şirketlerin çalışan tutma oranlarını da etkiliyor. Katılımcıların %42’si işlerinin ruh sağlıklarını olumsuz etkilediğini belirtirken, her üç çalışandan biri bu kaygı nedeniyle iş değiştirmeyi düşündüğünü; %11,7’si ise bu yüzden çoktan istifa ettiğini söylüyor. Buna rağmen, çalışanların %34’ü bu kaygıyı “normal” kabul ediyor ve iş hayatının kaçınılmaz bir parçası olarak görüyor.
Gençler kaygıyı normalleştirmiyor
Cinsiyet ve yaş, pazar endişesini algılama biçiminde önemli farklar yaratıyor. Erkeklerin bu kaygıyı yaşama oranı kadınlara göre daha yüksek (%14,6’ya karşı %11), fakat kadınlar tükenmişliği kaygının daha önemli bir nedeni olarak gösteriyor. Erkekler ise yaklaşan toplantıları öne çıkarıyor. İlginç bir şekilde kadınların %40’ı bu durumu olağan bulurken, erkeklerde bu oran %29’da kalıyor.
Ancak en çarpıcı fark kuşaklar arasında. Z kuşağı çalışanların %18’i her hafta bu kaygıyı yaşadığını söylüyor. Hatta %15,6’sı bu kaygının daha hafta sonunun başında, cumartesi günü başladığını belirtiyor. Aynı oran X kuşağında yalnızca %7, Baby Boomer kuşağında ise %2.
Z kuşağının %46’sı pazar sendromu nedeniyle işten ayrılmayı düşünmüş, %20’si ise bunu gerçekleştirmiş durumda. Aynı zamanda, işlerinin ruh sağlıklarını olumsuz etkilediğini söyleyenlerin oranı diğer kuşaklara göre çok daha yüksek. Buna rağmen, yalnızca %34’ü bu kaygının iş hayatının “normal” bir parçası olduğunu düşünüyor. Baby Boomer’larda bu oran %48,5.
Sağlık politikaları marka imajını da etkiliyor
Başka bir dikkat çekici bulgu ise yeni kariyerine başlayan çalışanların da pazar sendromunu sıkça yaşaması. Bu grubun %20’si her pazar bu kaygıyı yaşadığını, %13’ü ise daha cumartesi günü kaygılanmaya başladığını söylüyor.
Tüm bu veriler, yeni nesil çalışanların ruh sağlığını maaş ya da iş güvencesinden bile daha önemli gördüğünü ortaya koyuyor. Bu eğilim, sadece bireysel üretkenliği değil, şirketlerin çalışan deneyimi algısını (employer branding) ve genel performansını da etkileyebiliyor.
Bu nedenle işverenlerin, çalışma saatlerinde esneklik, uzaktan çalışma imkanı ve daha empatik bir şirket kültürü sunarak bu sorunu çok boyutlu biçimde ele alması gerekiyor. Günümüzde birçok şirket bu bilinçle hareket ediyor; sağlık politikalarına ruh sağlığını da dahil ederek çalışanlarını desteklemek adına çeşitli kaynaklara yatırım yapıyor.



