Amsterdam’da yürümek ya da bisikletle şehri keşfetmek şehrin en güçlü cazibe unsurlarından biri. Ancak bu durum, kentin zengin kültürel teklifinin geri planda kalmasına neden olabiliyor. Bu içgörüden yola çıkan müzeler, sanatı doğrudan sokağa taşıyan bir iletişim kurgusu geliştirdi.
Amsterdam Belediyesi adına çalışan Amsterdam&partners, Monks ve JCDecaux iş birliğiyle hayata geçirilen “Catch me at the museum” kampanyası, şehirde bulunan ziyaretçileri ve yerel halkı müzelere yönlendirmeyi ve kültürü daha erişilebilir hale getirmeyi amaçlıyor.
Sanat eserleri şehirle konuşuyor
Kampanyanın merkezinde, sanat eserlerinin doğrudan izleyiciyle konuştuğu bir yaklaşım yer alıyor. H’Art Museum, Rijksmuseum ve Foam dahil olmak üzere 10 müzeden seçilen eserler, açık hava mecralarında kullanılıyor. Eserler, içerikleriyle bağlantılı cesur ve sarkastik mesajlarla yoldan geçenleri müzeye davet ediyor.
Açık havada interaktif sanat deneyimi
Kampanya, klasik açık hava reklamlarının ötesine geçerek fiziksel ve deneyimsel etkileşimler de sunuyor. İlk uygulamada bir reklam panosu, canlı bir sanat performansına dönüşüyor. Bir oyuncu, bir eserin karakterini canlandırarak “yaşayan heykel” haline geliyor. Böylece izleyiciler sanatla doğrudan etkileşime girme ve deneyimleme fırsatı buluyor.
İkinci uygulamada ise dijital bir panoya yerleştirilen kırmızı bir telefon, yoldan geçenleri tetikliyor. Telefon açıldığında, sanat eserindeki karakterin sesi duyuluyor ve ziyaretçiyi müzeye davet ediyor. Bu kurgu, sanatı hikayeleştirilmiş bir deneyime dönüştürüyor.

Kampanyanın odağında yalnızca müze ziyaretlerini artırmak yok. Aynı zamanda turist akışını şehir içinde daha dengeli dağıtmak hedefleniyor. Amaç, yeni ziyaretçi çekmekten çok, şehirde bulunanların kültürel alanlara yönelmesini sağlamak.









