Arda Öztaşkın’ın yeni kitabı “Hayatı Yaşanır Kılan, Boşluktur”, Destek Yayınları etiketiyle okurla buluştu. Kitap, iş hayatından teknolojiye, kişisel gelişimden gündelik yaşama kadar hemen her alanda temel bir hedef haline gelen verimlilik düşüncesini daha geniş bir toplumsal ve insani çerçevede ele alıyor.
Öztaşkın, çağın birbirinden bağımsız görünen krizlerinin ortak bir düşünce biçiminden beslenebileceği fikrinden hareket ediyor. Kitabın merkezine yerleştirdiği soru da bu yaklaşımı özetliyor: Ya karşı karşıya olduğumuz onlarca farklı kriz, aynı büyük ateşin farklı yerlerden yükselen dumanlarıysa? Yazar, bu ortak zeminin önemli parçalarından birinin her şeyi ölçme, karşılaştırma ve optimize etme eğilimi olduğunu savunuyor.
Ölçülebilen değer kazandıkça görünmeyenler geri plana düşüyor
Kitap, insanlığın ilerlemesinde verimliliğin oynadığı rolü kabul ederken, verimliliğin hayatın tamamını şekillendiren bir dünya görüşüne dönüşmesinin sonuçlarını tartışmaya açıyor. Ölçüm ve optimizasyon üzerine kurulan sistemler, sayısal olarak takip edilebilen performans göstergelerini merkeze taşırken insan deneyiminin kolayca ölçülemeyen tarafları daha az görünür hale geliyor.
Öztaşkın bu çerçevede güven, etik, muhakeme, anlam, dostluk ve insanın iç dünyası gibi değerlerin performans metriklerinin dışında kaldığına dikkat çekiyor. Her alanın skorlarla, çıktılarla ve ölçülebilir hedeflerle tanımlandığı bir dünyada, insan hayatının önemli bir bölümü sistem açısından değeri zor tanımlanan bir alana itiliyor.
Boşluk neden yeniden değer kazanıyor?
Kitabın temel kavramlarından biri ise “boşluk”. Öztaşkın, boş zamanı, kullanılmayan kapasiteyi ve esneme payını ortadan kaldırmaya yönelik sürekli optimizasyon arzusunun sistemleri daha kırılgan, insanları ise daha yorgun hale getirebildiğini öne sürüyor.
Bu yaklaşım, iş dünyasında uzun süredir hakim olan maksimum kapasite kullanımı, sürekli üretkenlik ve performans artışı gibi kavramları da farklı bir perspektiften değerlendirmeye açıyor. Kitaba göre boşluk, atıl bırakılmış bir alan olmaktan çok yaratıcılık, düşünme, dayanıklılık ve insanın kendisiyle ilişki kurabilmesi için gerekli bir hareket alanı olarak ele alınabilir.
“Hayatı Yaşanır Kılan, Boşluktur”, “Nasıl daha fazlasını yapabiliriz?” sorusunun yanına daha temel bir soru yerleştiriyor: “Ne için?” Öztaşkın, performansın, skorların ve sürekli optimizasyonun gündelik hayat üzerindeki etkisini tartışırken, bazı alanların bilinçli biçimde ölçümün dışında bırakılmasının insan hayatı açısından taşıdığı değere dikkat çekiyor.
Kitabın vardığı düşünce ise günümüzün üretkenlik kültürüne güçlü bir karşı soru yöneltiyor: Her şeyi daha verimli hale getirdik; peki hayat neden aynı ölçüde daha yaşanır hale gelmedi?
