Şikayet çağında güven inşa etmek…

ÜNİTE Edelman Yaratıcı Stratejilerden Sorumlu Başkan Yardımcısı Cem Arıdağ, Ad Just Brand için kaleme aldığı yazısında, Edelman Trust Barometer 2025 raporunu değerlendiriyor.

Son söyleyeceklerimden birini baştan söyleyeyim… 25 yıldır bize toplumların güven dinamiklerini oldukça detaylı bir şekilde anlatan Edelman Trust Barometer’ın bu seneki raporu pek de iç açıcı değil. 28 ülkede 32.000 kişiyle gerçekleştirilen bu kapsamlı araştırmanın şahane bir analizini Ad Just Brand üzerinde okudunuz. Uzun lafın kısası, güven azalıyor, şikayet kültürü ise arşa ulaşmış durumda.

Peki çözümlerin tükendiği bir noktada mıyız?

Eğer böyle düşünüyor olsaydım, bunca yıldır savunduğum değerleri ve elbette kendi sektörümü büyük bir haksızlığa uğratmış olurdum.

İletişimin dönüştürücü gücüne kalpten inanan biri olarak, bizim belki de en önemli işimiz çare üretmektir. Biz iletişimciler olarak kelimeleri süsleyen değil, onlara anlam ve etki kazandıran insanlar olmalıyız.

Dedim ya, belki de bunlar son söylemem gerekenlerdi fakat baştan tarafımı belli etmek istedim açıkçası…

Güvenin yeniden inşa edilebileceğine inanıyorum. Peki, nasıl?

Elbette benim düşüncelerim kesin doğrular ya da mutlak çözümler değil. Öyle bir kibir içinde değilim çok şükür. Ancak, okuduğum raporlar, analiz ettiğim veriler ve insanların beklentilerini incelediğimde bazı noktalar öne çıkıyor. Bunlardan yola çıkarak, kendi bakış açımla birtakım önerilerim olabilir.

Önce raporda öne çıkan bazı noktaları yeniden hatırlamakta fayda var.

İlk olarak, yeni küresel trendimiz hayırlı uğurlu olsun. “Şikayet Çağı”na hoş geldik. Çoğu kişi sistemin onlar için değil adeta bir “VIP Kulüp” için çalıştığını düşünüyor.

Dört ana kuruma -iş dünyası, hükümet, medya ve STK’lar- güven gittikçe düşüyor, az önce bahsettiğim gibi, insanların %61’i sistemin elitleri koruduğuna inanıyor. Alt gelir grubundakiler, üst gelir grubuna kıyasla %16 daha az güven duyuyor. İnsanlar “gelecekten umutlu musun” sorusuna, bırakın “hayır” diye cevap vermeyi “sen hangi gelecekten bahsediyorsun arkadaş” diye dönüş yapıyorlar. Geleceğin daha iyi olacağına inananların oranı küresel çapta sadece %36. Fransa’da bu oran %9! Almanya’da %14, Birleşik Krallık’ta %17.

İnsanlar gelişmiş ülkelerde bile çocuklarının kendilerinden daha iyi bir hayat yaşayacağına inanmıyor. Bu, aslında ekonomik eşitsizlikten politik belirsizliklere, iklim krizinden iş güvencesizliğine kadar birçok faktörün bir araya gelmesiyle oluşan bir tablo.

Gelelim en ama en kritik noktaya…

Motivasyonu olmayan bir toplum nasıl ilerler?

Neymiş efendim gençler çalışmak istemiyormuş, çok sabırsızmış, bizlerin zamanında her şey çok farklıymış.

Bugünün gençleri, “çalışırsam karşılığını alır mıyım?” diye düşünüyor. Çünkü etraflarında gördükleri şey, çalışmanın ve çabalamanın her zaman hak ettiği değeri görmediği. İş güvencesi az, maaşlar yetersiz, gelecek belirsiz.

Bu yüzden gençlerin “sisteme güvenmesini” beklemek biraz fazla iyimser. Belki de sorulması gereken soru şu:

Biz, gençlerin güvenini hak edecek bir sistem kurabildik mi?

Bakın, her kuşağın içinden az sayıda dahi, belli sayıda dünyanın gittiği yeri iyi okuyan oldukça da vasıflı insan çıkar ve elbette vasıfsızlar vardır. Bugünün gençleri için de durum bu. Ancak ürküyorum ki ilk iki grupta saydığım gençleri bile yok saymaya meyilli bir sistem oluşuyor.

Şimdi gelelim bu içinden çıkılmaz gibi görünen düğümü nasıl çözebileceğimize…

Dedim ya, dört ana kuruma –iş dünyası, hükümet, medya ve STK’lar- güven gittikçe düşüyor. Bunlar arasında her şeye rağmen en çok iş dünyasına güven duyuluyor. Elbette şikayet kültürü buraya da oldukça sirayet etmiş durumda, ancak iş dünyası kitlelerin artık onlardan ne sattıklarından çok, neyi savunduklarını duymalarını beklediğinin farkına varıyorlar. Günümüz dünyasında sevilen bir marka olmaya oynamaktan çok bilin bakalım neye odaklanmak gerekiyor?

Evet doğru… GÜVEN duyulan marka olmak.

Elbette en doğru çıkış yolu bu güveni iş dünyası, medya, STK ve hükümetler olarak bir araya gelerek, birlikte çözüm yolları arayarak oluşturmaları olur ancak ben iş dünyasına düşen ve bana kalırsa en azından günümüz şartlarında kanun gibi iş yapış biçimlerine yerleşmesi gerekenleri sıralayayım:

Özetle, şikayet kültürü bir sonuç, neden değil. İnsanlar güvendikleri bir ortamda yaşasalar, motivasyonları da, beklentileri de, çalışma biçimleri de farklı olurdu.

En önemlisi bizim, güven inşa etme konusunda ne kadar kararlı olduğumuz.

Bu zor bir iş mi? Çok ama çok zor bir iş!

Fakat, zaten iletişimci olmanın anlamı da burada yatmıyor mu?

Mobil sürümden çık