İstanbul, bu yıl üçüncü kez Tour de France ruhunu iki kıta arasında taşıyan dünyanın en özel bisiklet organizasyonlarından birine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Yaklaşık 50 ülkeden 2.000 sporcuyu buluşturacak Visa | Maximiles Black L’Étape Türkiye by Tour de France, büyüyen uluslararası katılımı, yeni Kıtalararası Deneyim Parkuru ve genişleyen marka ekosistemiyle Türkiye’nin spor turizmi açısından taşıdığı potansiyeli de görünür kılıyor. Genel Direktör Ömer Kafkas, İstanbul etabını farklılaştıran noktayı “iki kıtada yarış deneyimi sunan dünyadaki tek L’Étape organizasyonu” sözleriyle anlatıyor.
Kafkas için organizasyonun yarattığı deneyimin karşılığı ise finiş çizgisinin çok ötesine uzanıyor. Katılımcıların İstanbul’dan “Ben bugün Tour de France ruhunu İstanbul’da yaşadım” duygusuyla ayrılmasını hedeflediklerini söyleyen Kafkas, markalar açısından da sponsorluk anlayışını doğrudan deneyimin parçası haline getiren bir yapı kurduklarını vurguluyor. Bisiklet kültürünün daha geniş kitlelere yayılması, kadın ve genç katılımının artması, 2027’den itibaren 18 yaş altındaki genç sporseverlerin 78 Event organizasyonlarına ücretsiz katılabilmesi ve L’Étape Marmaris ile Türkiye’de yeni destinasyonlara açılmak da önümüzdeki dönemin önemli başlıkları arasında. Ömer Kafkas ile L’Étape Türkiye’nin büyüyen ölçeğini, İstanbul’un küresel yarış takvimindeki yerini, markaların bu deneyimdeki rolünü ve Türkiye’de bisiklet kültürünün geleceğini konuştuk.
L’Étape Türkiye bu yıl üçüncü kez İstanbul’da düzenleniyor ve yaklaşık 50 ülkeden 2.000 sporcuyu ağırlamaya hazırlanıyor. Organizasyon bugün nasıl bir noktaya ulaştı, 2026’da ölçeği ve etkisi açısından nasıl bir L’Étape Türkiye göreceğiz?
L’Étape Türkiye, ilk yılından bu yana yalnızca bir bisiklet yarışı olarak değil, Türkiye’nin uluslararası spor organizasyonları alanındaki kapasitesini ortaya koyan önemli bir organizasyon olarak gelişiyor. Bu yıl Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’nin de desteğiyle yolumuza devam ediyoruz. Gerek ulusal gerekse uluslararası katılımcı sayımızın önceki yıllara kıyasla çok daha yüksek olması, İstanbul’un küresel bisiklet takvimindeki yerini güçlendirdiği gibi Türkiye’nin spor turizmi açısından da önemli bir potansiyel taşıdığını gösteriyor. Yaklaşık 50 ülkeden 2.000 sporcuyu ağırlayacak olmamız, organizasyonun yalnızca niceliksel olarak değil, uluslararası bilinirlik ve katılımcı çeşitliliği açısından da önemli bir aşamaya geldiğini ortaya koyuyor.
Ancak büyümeyi yalnızca katılımcı sayısıyla değerlendirmiyoruz. Önceki yıllarda uzun ve kısa olmak üzere iki parkurumuz varken, bu yıl yarış deneyimini daha fazla insana ulaştırmak ve farklı seviyelerdeki bisikletçilerin Tour de France ruhunu yaşayabilmesini sağlamak amacıyla 31,4 kilometrelik Kıtalararası Deneyim Parkuru’nu da ekledik. Böylece daha geniş bir katılımcı kitlesine hitap ederken, sunduğumuz yarış deneyiminin kalitesini ve çeşitliliğini de artırmayı hedefliyoruz.
Bu gelişimin arkasında, dünyanın en büyük spor organizasyonlarına yön veren yapılardan biri olan Amaury Sport Organisation (ASO) ile 78 Event arasındaki iş birliği de önemli bir rol oynuyor. ASO’nun uluslararası organizasyon deneyimi ile 78 Event’in Türkiye’deki organizasyonel ve operasyonel yetkinliğinin bir araya gelmesi, kıtaları birleştiren ve binlerce insanı aynı organizasyon etrafında buluşturan böylesine kapsamlı bir etkinliğin dünya standartlarında hayata geçirilmesini mümkün kılıyor. Böyle bir organizasyonu gerçekleştirmek, yalnızca bir yarış düzenlemekten çok daha fazlasını; güçlü bir planlama, uluslararası koordinasyon ve yüksek düzeyde operasyonel uzmanlık gerektiriyor.
Bizim için L’Étape Türkiye’nin gelişimi, her yıl daha fazla sporcuyu ağırlamanın ötesinde, İstanbul’da dünya standartlarında bir organizasyon deneyimi oluşturmak ve bu deneyimi sürdürülebilir biçimde geliştirmek anlamına geliyor. Katılımcı memnuniyetini, parkur kalitesini, organizasyonel altyapıyı ve uluslararası standartları birlikte ele alıyoruz. Bu doğrultuda 2026 yılının, L’Étape Türkiye’nin hem Türkiye’deki konumunu hem de uluslararası L’Étape ağı içerisindeki görünürlüğünü daha da güçlendirdiği bir yıl olacağına inanıyoruz.
Dünyanın farklı şehirlerinde L’Étape yarışları düzenleniyor ancak İstanbul iki kıtayı aynı parkurda buluşturan çok özel bir konuma sahip. Sizce İstanbul etabını küresel L’Étape takvimi içinde farklılaştıran unsurlar neler?
İstanbul’u küresel L’Étape takvimi içinde farklılaştıran en önemli unsur, iki kıtada yarış deneyimi sunan dünyadaki tek L’Étape organizasyonu olması. Avrupa ve Asya kıtalarını aynı parkur üzerinde buluşturan İstanbul etabı, bisiklet tutkunlarına dünyada eşi benzeri olmayan bir rota ve deneyim sunuyor.
Bunun yanı sıra İstanbul’un tarihi, kültürel ve doğal zenginlikleri de organizasyonun karakterini güçlendiriyor. Sporcular, yarış boyunca şehrin farklı yüzlerini deneyimlerken, İstanbul’un spor, turizm ve kültür alanlarını bir araya getiren potansiyelini de yakından görme fırsatı buluyor. Bu açıdan L’Étape Türkiye’yi yalnızca uluslararası bir bisiklet organizasyonu olarak değil, İstanbul’un küresel ölçekte tanıtımına katkı sağlayan önemli bir platform olarak değerlendiriyoruz.
Bizim için bu özel konumun en değerli tarafı ise Tour de France ruhunu, iki kıtayı birbirine bağlayan bir şehirde yaşatabilmek. Bu özelliğiyle İstanbul, L’Étape serisi içerisinde hem sportif hem de deneyim açısından kendine özgü ve ayrıcalıklı bir noktada konumlanıyor.

Tour de France gibi çok güçlü bir küresel spor markasının deneyimini Türkiye’ye taşıyorsunuz. Bu markanın İstanbul’daki karşılığını oluştururken nasıl bir deneyim tasarlıyorsunuz, bir katılımcının yarıştan hangi duyguyla ayrılmasını istiyorsunuz?
L’Étape Türkiye’yi tasarlarken temel yaklaşımımız, Tour de France’ın yalnızca sportif rekabetini değil, aynı zamanda sahip olduğu heyecanı, prestiji ve topluluk duygusunu da katılımcılara yaşatabilmek. Bizim için bu organizasyon, bir bisikletçinin yalnızca start alıp finişe ulaştığı bir yarıştan çok daha fazlası. Katılımcının yarış öncesinden başlayarak kendisini büyük bir spor organizasyonunun parçası hissetmesini, parkur boyunca mücadeleyi deneyimlemesini ve finiş çizgisinde bu emeğin karşılığını almasını istiyoruz.
Bu nedenle yarış deneyimini yalnızca parkurla sınırlı tutmuyor; Expo alanından start atmosferine, parkur üzerindeki organizasyon yapısından finiş alanındaki karşılamaya kadar bütünsel bir deneyim olarak ele alıyoruz. Farklı seviyelerdeki bisikletçilerin kendilerini bu hikâyenin bir parçası hissedebilmesi bizim için önemli. Bu yıl Kıtalararası Deneyim Parkuru’nu eklememiz de bu yaklaşımın bir sonucu.
Katılımcıların yarıştan ayrılırken yalnızca bir derece ya da tamamlanmış bir parkur değil, “Ben bugün Tour de France ruhunu İstanbul’da yaşadım”, “İstanbul gibi dünyanın en hareketli ve trafiği yoğun şehirlerinden birinde, iki kıta arasında bisiklet sürebildim” duygusunu da beraberlerinde götürmelerini istiyoruz. Bunun yanında Tour de France ruhunu İstanbul’da yaşadıklarını, kendi sınırlarını zorladıklarını ve unutamayacakları bir spor deneyiminin parçası olduklarını hissetmelerini hedefliyoruz. Bizim için başarılı bir organizasyonun en önemli göstergelerinden biri de katılımcının finişten sonra bu deneyimi çevresiyle paylaşmak ve bir sonraki yıl yeniden yaşamak istemesi.
Visa | Maximiles Black, Škoda ve Mosso ana partnerliğinde geniş bir marka ekosistemi var. Markalar için L’Étape’in sunduğu değer ve deneyim alanı nedir?
L’Étape Türkiye’yi markalar açısından değerli kılan en önemli unsurlardan biri, iş birliklerini bir logo görünürlüğü ya da sponsorluk alanı olmasının yanı sıra, doğrudan deneyimin bir parçası olarak kurgulamamız. Visa | Maximiles Black, Škoda ve Mosso gibi ana partnerlerimizin yanı sıra CarrefourSA, Coca-Cola İçecek (CCI) ve Kärcher’in de aralarında bulunduğu farklı sektörlerden markalarla oluşturduğumuz bu ekosistem, sporun birleştirici gücünü markaların kendi hedef kitleleriyle güçlü ve doğal bir bağ kurabileceği bir platforma dönüştürüyor.
L’Étape Türkiye, markalara hem uluslararası bilinirliği yüksek Tour de France markasıyla ilişki kurma hem de İstanbul gibi dünyanın en önemli şehirlerinden birinde, yüksek katılımlı ve çok çeşitli bir kitleyle temas etme fırsatı sunuyor. Bunun yanında Expo alanı, yarış parkuru, deneyim alanları ve etkinlik çevresinde oluşturulan temas noktaları sayesinde markalar, tüketicileriyle yalnızca iletişim kurmuyor; onlara doğrudan deneyim yaşatabiliyor.
Bizim için önemli olan, her partnerin organizasyon içerisinde kendi marka değerleriyle örtüşen, anlamlı bir karşılık bulabilmesi. Bu nedenle iş birliklerini görünürlükten öteye taşıyarak; sağlıklı yaşam, hareketlilik, teknoloji, ulaşım, performans ve yaşam tarzı gibi farklı başlıklar üzerinden çeşitlendiriyoruz.
13 Eylül’deki Yeşilay X L’Étape Halk Sürüşü ücretsiz ve herkese açık. Bu sürüşün amacı ve organizasyonun bisiklet kültürü, sağlıklı yaşam, kadın katılımı ve sürdürülebilirlik alanlarındaki hedefleri neler?
Yeşilay iş birliğiyle düzenlediğimiz Halk Sürüşü, bisikleti sağlıklı ve aktif yaşamın bir parçası olarak daha geniş kitlelere ulaştırma hedefimizin önemli bir yansıması oldu. Geçtiğimiz pazar günü yaklaşık 1.500 bisikletçinin katılımıyla Tarihi Yarımada’da gerçekleşen 20 kilometrelik sürüş, İstanbul’un tarihi dokusu içerisinde çok güzel görüntülere sahne oldu. Farklı yaş gruplarından, farklı deneyim seviyelerine sahip bisikletçilerin aynı rota üzerinde bir araya gelmesi, bisikletin insanları buluşturan ve ortak bir heyecan etrafında birleştiren güçlü bir spor olduğunu bir kez daha gösterdi.
Bizim için bu tür etkinliklerin en önemli amacı, bisikleti yalnızca profesyonel sporcuların ya da deneyimli bisikletçilerin alanı olmaktan çıkarıp herkes için erişilebilir, keyifli ve sürdürülebilir bir aktivite haline getirmek. İnsanların herhangi bir performans baskısı hissetmeden, aileleriyle, arkadaşlarıyla veya kendi başlarına bisiklet deneyimini yaşayabilmelerini önemsiyoruz. Kadınların bisiklet sporuna katılımının artması, gençlerin bu kültürle daha erken yaşta tanışması ve farklı seviyelerdeki bisikletçilerin kendilerini bu topluluğun bir parçası hissetmesi bizim için önemli hedefler arasında.
Yeşilay ile iş birliğimiz de sağlıklı yaşam alışkanlıklarını destekleme ve hareketli yaşam kültürünü yaygınlaştırma açısından büyük anlam taşıyor. Bisikletin şehir içi ulaşımda ve günlük yaşamda daha fazla tercih edilmesini, çevre dostu ulaşım alışkanlıklarının güçlenmesini ve sürdürülebilir yaşam konusunda farkındalık oluşmasını önemsiyoruz.
Bu doğrultuda 2027 yılı için de önemli bir hedefimiz var. 78 Event bünyesinde düzenlenecek organizasyonlarda 18 yaş altındaki genç sporseverlerden ücret alınmamasını planlıyoruz. Böylece özellikle gençler arasında bisiklet kültürünün yaygınlaşmasına, sporun daha erişilebilir hale gelmesine ve yeni nesillerin bu deneyimle daha erken yaşta tanışmasına katkı sunmak istiyoruz. Biz inanıyoruz ki bisiklet kültürünün kalıcı biçimde gelişmesi, çocukların ve gençlerin bu sporla ne kadar erken ve ne kadar kolay buluşabildiğiyle doğrudan ilişkili.
2026’da L’Étape Marmaris ile marka Türkiye’de genişliyor. Önümüzdeki dönemde katılımcı sayısı, yeni destinasyonlar ve uluslararası görünürlük konusundaki hedefleriniz neler?
L’Étape Marmaris’in 2026 yılında takvime dahil olması, Türkiye’de bu markanın gelişimi açısından önemli bir adım. İstanbul’da oluşturduğumuz organizasyon deneyimini farklı bir destinasyona taşırken, Türkiye’nin bisiklet turizmi açısından sahip olduğu potansiyeli de daha geniş bir çerçevede ortaya koyuyoruz. Marmaris’in doğal güzellikleri, iklimi ve bisiklet rotaları, L’Étape deneyimi için son derece güçlü bir zemin sunuyor.
Önümüzdeki dönemde hedefimiz, yalnızca katılımcı sayısını artırmak değil; Türkiye’yi uluslararası bisiklet takviminde daha görünür hale getirecek, farklı şehirleri ve destinasyonları kapsayan sürdürülebilir bir organizasyon yapısı oluşturmak. Her destinasyonun kendi karakterini koruyarak, katılımcılara birbirinden farklı ama aynı kalite standardını taşıyan deneyimler sunmasını önemsiyoruz.
Uluslararası görünürlük tarafında ise Türkiye’nin spor turizmi potansiyelini daha fazla ülkeye anlatmayı, farklı pazarlardan katılımcı çekmeyi ve L’Étape Türkiye markasını bölgesel ölçekte daha güçlü bir konuma taşımayı hedefliyoruz. Bu büyümeyi kontrollü, sürdürülebilir ve organizasyon kalitesinden ödün vermeden gerçekleştirmek bizim için temel öncelik.