Sosyal medya kültürü sürekli yeni kelimeler, akımlar ve davranış biçimleri üretiyor. Ancak bazı kavramlar, internet kullanıcılarının içerikle kurduğu ilişkinin nasıl değiştiğini de ortaya koyuyor. Sosyal medya analiz platformu Sprout Social’ın 14 Ekim’de yayımladığı 2026 Social Media Dictionary araştırması, bu yılın en dikkat çekici kültürel eğilimlerinden birini gözler önüne seriyor. Araştırmaya göre 2026’nın sosyal medya kelimesi, 10 milyondan fazla kez kullanılan “lore” oldu.
İngilizcede bir kişi, karakter, topluluk veya olayın geçmişine ilişkin hikayeleri, bilgileri ve zaman içinde oluşan anlatıları tanımlayan “lore”, internet kültüründe çok daha geniş bir anlam kazandı. Birinin geçmişindeki tuhaf bir olay, yıllar önce yaşanmış ve sonradan anlam kazanan bir deneyim ya da yalnızca belirli bir topluluğun bildiği ayrıntılar, artık o kişinin veya topluluğun “lore”unun parçası sayılıyor.
Özellikle “Arkadaşının bir lore’u olduğunu fark etmek” gibi viral akımlar, kullanıcıların başkalarının hayatlarındaki bilinmeyen hikayeleri keşfetmeye duyduğu merakı görünür kılıyor. Bir fotoğrafın, videonun veya internet karakterinin arkasındaki geçmiş, çoğu zaman içeriğin kendisi kadar ilgi çekiyor.
İnternet artık hikayelerin geçmişini merak ediyor
Sprout Social’ın araştırması, bu ilginin daha geniş bir kültürel değişimin parçası olduğuna işaret ediyor. Kullanıcılar, hızla tüketilen ve birbirine benzeyen paylaşımlar arasında bağlamı, geçmişi ve keşfedilecek ayrıntıları olan anlatılara giderek daha fazla yöneliyor.
Araştırmada öne çıkan diğer kelimeler de bu eğilimi destekliyor. Düşük kaliteli ve seri üretilmiş yapay zeka içeriklerini tanımlayan “slop” 8,8 milyon, belirli ilgi alanları etrafında oluşan küçük toplulukları ifade eden “niche” 4,2 milyon, kişisel gelişim veya görünüm gibi alanlarda kendini en üst düzeye çıkarma çabasını anlatan “maxxing” ise 3,5 milyon kez kullanıldı.
Bu kavramların birlikte yükselmesi, sosyal medyada içerik kalitesine, özgünlüğe ve topluluk aidiyetine ilişkin beklentilerin değiştiğini gösteriyor. Özellikle “lore”un popülerliği, kullanıcıların bir hikayeye zaman ayırmaya ve onun parçalarını bir araya getirmeye istekli olduğunu ortaya koyuyor.
Markaların da bir “lore”u olabilir mi?
Bu kültürel eğilim, markaların sosyal medya stratejileri açısından da yeni fırsatlar yaratıyor. Uzun yıllardır marka hikayeciliğinin merkezinde yer alan karakterler, geçmiş kampanyalar, kültürel referanslar ve toplulukların ürettiği anlatılar, “lore” kültürüyle birlikte yeni bir değer kazanıyor.
Bunun dikkat çekici örneklerinden biri McDonald’s’ın internet mitolojisi The Backrooms üzerinden geliştirdiği kampanya oldu. İnternette yıllar içinde kullanıcıların katkılarıyla büyüyen, tekinsiz ve sonsuz mekanlardan oluşan bu kurgusal evreni kullanan kampanya, 16,6 milyonun üzerinde görüntülenme ve 744 bin etkileşim elde etti.
McDonald’s örneği, internet topluluklarının halihazırda bildiği ve anlam yüklediği hikayelerin markalar tarafından yaratıcı biçimde kullanılmasının ne kadar güçlü bir karşılık bulabileceğini gösteriyor.
Sprout Social Pazarlama Direktörü Scott Morris de “lore”un yükselişini, tüketicilerin markalarla ve kültürle kurmak istediği ilişkinin bir göstergesi olarak değerlendiriyor. Morris’e göre markaların gelecekteki sosyal medya başarısı, kullanıcıların merakını besleyen, daha derinlikli ve anlamlı hikayeler geliştirebilmelerine bağlı olacak.
Araştırmanın ortaya koyduğu tablo, marka iletişiminde yeni bir yaratıcı alan açıyor: Yıllar içinde gelişen karakterler, tekrar eden anlatılar, geçmişe yapılan göndermeler ve takipçilerin kendi aralarında anlamlandırdığı ayrıntılar, markaların dijital kültürde daha kalıcı bir yer edinmesini sağlayabilir. Sosyal medyada artık bir hikayenin ne anlattığı kadar, o hikayenin nereden geldiği de merak ediliyor.




