Son dönemde Amazon, JP Morgan Chase ve WPP gibi büyük şirketler, çalışanlarını haftada en az dört gün ofise dönmeye zorunlu tutarken, hangi modelin daha verimli olduğu tartışması yeniden alevlendi.
Ancak McKinsey’nin son araştırması, verimliliğin sadece çalışma modeline bağlı olmadığını, esas belirleyici faktörün şirketlerin yarattığı çalışma ortamı ve uygulamalar olduğunu ortaya koyuyor.
McKinsey, geçtiğimiz yıl ekim ayında 15 farklı sektörde çalışan 8.430 ABD’li çalışan ve 3.530 yöneticiyle gerçekleştirdiği araştırmada, iş modelinden bağımsız olarak verimliliği belirleyen beş temel faktörü ortaya koydu: iş birliği, topluluk hissi, inovasyon, mentorluk ve yetenek gelişimi. Ancak çalışanlar, şirketlerinin bu alanlarda başarısız olduğunu düşünüyor.
Üstelik araştırma; ofis, hibrit ve uzaktan çalışma modelleri arasında iş tatmini, tükenmişlik ve işten ayrılma niyeti açısından büyük farklar olmadığını gösteriyor. Ancak nesiller ve yöneticilik pozisyonları arasında küçük farklılıklar gözlemleniyor.
Modelden memnuniyet var, kültürden şikayet çok
Ankete katılan çalışanların büyük çoğunluğu mevcut çalışma modellerinden memnun. Çalışanların yalnızca %19’u (hibrit modelde %30’a çıkıyor) model değişikliği istiyor. Buna rağmen, işten ayrılma niyetinin %39 gibi yüksek bir oranda olması, çalışan memnuniyetinin yüzeysel kalabileceğini gösteriyor.
Ayrıca, çalışanların kendi performans algıları da modele göre büyük değişiklik göstermiyor. Örneğin, yöneticilerinin beklentilerini aştığını düşünen çalışan oranı ofiste çalışanlar için %25, hibrit modelde %15 seviyesinde. Yoğun çaba sarf ettiğini belirtenlerin oranı ise ofiste %34, uzaktan %29, hibrit modelde %28.
Yöneticiler ve çalışanlar arasındaki algı farkı
Şirket yöneticileri, çalışanlara kıyasla şirketlerinin performansını daha olumlu değerlendiriyor. Örneğin, liderlerin %90’ı organizasyonlarında güçlü bir topluluk hissi olduğunu düşünürken, çalışanlarda bu oran %67’de kalıyor. Bu kopukluk, iş yerinde gerçek bir memnuniyetsizlik kaynağı yaratıyor.
McKinsey’den çözüm önerileri
McKinsey, çalışma modelini değiştirmek yerine şirket kültürünü güçlendirecek adımlar atılmasını öneriyor:
- İş birliği: Ekiplerin ortak hedeflere odaklanmasını sağlamak için net iletişim ve dijital iş birliği araçları kullanılmalı.
- Topluluk hissi: Şirket liderleri, çalışanlarla daha sık iletişim kurmalı ve açık, şeffaf bir yönetim anlayışı benimsemeli.
- İnovasyon: Çalışanların yaratıcı fikirler geliştirebileceği ve deneme-yanılma süreçlerine katılabileceği ortamlar oluşturulmalı.
- Mentorluk: Teknolojik imkanlar kullanılarak uzaktan da olsa bilgi paylaşımı ve mentorluk programları artırılmalı.
- Yetkinlik gelişimi: Çalışanların kendilerini geliştirmesi için eğitim, atölye ve koçluk programlarına yatırım yapılmalı.
Sonuç olarak, araştırma gösteriyor ki iş modeli değişiklikleri tek başına çalışan memnuniyetini artırmıyor. Şirketlerin asıl odaklanması gereken nokta, çalışan deneyimini iyileştiren güçlü bir iş kültürü inşa etmek.



