2025, markaların yıllardır üzerine kurduğu tüketici davranışı kodlarının sessizce ama kökten değiştiği bir yıl oldu. Ekonomik dayanıklılık testinin tam ortasında kalan tüketiciler, bir yandan bütçesini sıkılaştırırken diğer yandan markalardan daha yüksek duygu, daha fazla pratiklik ve daha net bir değer beklentisi geliştirdi. Bu görünmez dönüşüm, yalnızca satın alma kararlarını değil; sadakatten deneyime, hizmetten marka algısına kadar tüm temas noktalarını yeniden şekillendirdi. Tam da bu dönüşümün göbeğinde XSIGHTS Araştırma ve Danışmanlık, 2025’i değerlendiren ve 2026’ya ışık tutan kapsamlı raporunu yayınladı. Rapor, ekonomik dalgalanmaların fiyat duyarlılığını keskinleştirdiğini, dijital kanalların doygunluğunun markaların görünürlüğünü zayıflattığını ve tüketicinin markalarla kurduğu ilişkinin artık tek katmanlı bir bağlılık değil, çok boyutlu bir değer-değerlendirme süreci olduğunu ortaya koyuyor. XSIGHTS’ın verileri, 2025’in sadece zorlu bir pazar yılı olmadığını; sadakat, deneyim ve değer tanımlarının yeniden yazıldığı bir eşik olduğunu gösteriyor. Bu eşik, 2026’nın rekabet ortamını radikal biçimde belirleyecek yeni bir tüketici-marka ilişki modelinin başlangıcı niteliğinde.
Tavsiye etmek artık sadakat anlamına gelmiyor
2025 yılı müşteri deneyimi alanında ezber bozan bir yıl oldu. XSIGHTS araştırması, rekor düzeydeki müşteri memnuniyeti ve tavsiye skorlarının (NPS) tek başına sadakati garanti etmediğini gösterdi.
Araştırma bulgularına göre, tüketicilerin %80’inden fazlasının bir markayı beğenip yüksek bir NPS vermesine rağmen, bu müşterilerin önemli bir kısmı alışverişlerinde rakip markaları tercih etti. Tüketici kararını tetikleyen asıl unsurların “konum” ve “anlık pratiklik” gibi rasyonel nedenler olduğu belirtildi.
2026 öngörüleri: Ulaşılabilirlik ve samimiyet
2026’da ise iki kritik madde öne çıkacak:
“Ulaşılabilirlik” yeniden tanımlanacak: Fiziksel konum avantajı önemini korusa da, asıl kazananlar dijital kanallar üzerinden müşterinin “anlık ihtiyacına” ulaşabilen markalar olacak. Hibrit tüketici davranışları (%39 online/fiziksel eşit kullanım), mobil uygulama ve online sipariş kanallarını “ana satış mecrası” haline getirecek.
İletişimde “Samimiyet” ve “Yerellik” vurgusu: Rasyonel nedenlerin baskın olduğu pazarda, markaların duygusal bağı güçlendirmek için en önemli silahı “bizden biri” olma hissini pekiştirmek olacak. Tüketicilerin %60’dan fazlasının “Yerli bir marka olması benim için önemli” demesi, 2026 pazarlama iletişiminin odağında samimiyet, yerel değerler ve güvenin olacağını işaret ediyor.
Perakende sektörü: Duygusal temas işlem hızının önüne geçiyor
XSIGHTS Gizli Müşteri Hizmet Kalitesi Raporu’na göre, 2025’in ilk üç çeyreğinde perakende sektöründe hizmet kalitesi istikrarlı bir seyir izlerken, üçüncü çeyrekte yeniden yükseliş eğilimi gösterdi. Özellikle satış çabası ve müşteri iletişimi başlıklarında görülen artış, markaların hizmet anlayışını “işlem tamamlama” noktasından “deneyimi anlamlı kılma” hedefine taşıdığını gösterdi.
XSIGHTS verileri, markaların artık müşterinin gördüğünü değil, hissettiğini yönetmeye odaklandığını ortaya koydu. Bu durum, perakendede duygusal temasın işlem hızının önüne geçtiği yeni bir dönemin sinyali olarak değerlendiriliyor.
Sektörel durum ve 2026 öngörüsü
Güçlü performans sergileyenler: Otomotiv, Mücevher, Spor Mağazaları ve Kitap-Kırtasiye grupları yüksek standartlarını yıl boyunca korudu.
İstikrarını Sürdürenler: Restoran ve Kafe zincirleri, yoğun trafiğe rağmen hizmet istikrarını sürdürdü.
Toparlanma Sinyali Verenler: Kozmetik, Moda ve Ev Tekstili kategorilerinde yılın üçüncü çeyreği itibarıyla toparlanma sinyalleri dikkat çekti.
XSIGHTS Müşteri Deneyimi ve Gizli Müşteri Direktörü Nuray Özçelik Güler, farkın artık sadece ürünle değil, hizmetle de yaratıldığını, müşteri deneyiminin satış anından sonra teşekkür, ilgi ve duygusal bağlantıyla tamamlandığını belirtti.
2026 öngörüsü ise “Hizmette Anlam, Deneyimde Derinlik” başlığı altında toplanıyor. 2026, hizmet kalitesinin “ölçülmekten yönetilmeye” geçtiği bir dönemi başlatacak.
Yapay zeka: Teknoloji değil, güven en büyük engel
2025, yapay zekanın iş dünyası için bir “iş arkadaşına” dönüştüğü yıl oldu.
Bireysel adaptasyon kurumsal entegrasyondan önde: Genç profesyonellerin yaklaşık %80’i yapay zekayı kişisel hayatında kullanırken, iş hayatında bu aracı kullananların oranı %70 seviyesinde kaldı. Yapay zeka, kişisel hayatta (%45,3) iş hayatına kıyasla (%39,0) daha sıkı bir alışkanlık haline geldi.
En büyük bariyer güven: Çalışanların yapay zeka kullanımındaki en büyük engel teknolojik yetersizlik değil, kurumsal kültür. Her 3 çalışandan 1’inden fazlası, yapay zekadan destek aldığını yöneticisine açıklama konusunda tedirginlik yaşıyor. Temel endişe, bunun “işten kaçma” veya “sorumlulukları yerine getirmeme” olarak algılanabileceği yönünde.
Çalışan beklentisi: Çalışanların işverenlerinden en çok talep ettiği destek, yapay zeka destekli yazılım ve araçlara erişim (%34,4) oldu.
Yakup Peker, 2026’da rekabette öne çıkacak şirketlerin, sadece yapay zeka araçlarına lisans alanlar değil, bu araçların kullanımı etrafında bir güven kültürü inşa edenler olacağını belirtti. Ayrıca, “Al kullanılıyor mu?” sorusunun, “Al ile nasıl daha verimli ve yenilikçi olabiliriz?” sorusuna evrileceğini ekledi.
Pazarlama: “Veriyle anlam, teknolojiyle insanlık” dönemi
2025 yılı, “Pazarlama 7.0” olarak tanımlanan yeni bir çağa geçişle pazarlama stratejilerinin kökten yeniden tasarlandığı bir dönüm noktası oldu. Bu yeni çağ; veriye, yapay zekaya ve insani sezgiye dayalı bütünsel bir yaklaşımı temsil ediyor.
2025’in öne çıkan eğilimleri:
Hiper-kişiselleştirme: Markalar yalnızca geçmiş davranışları değil; anlık ruh hâlini, konumu, niyeti ve bağlamı analiz ederek etkileşim kurdu. Bu sayede kişisel kampanyalar sayesinde dönüşüm oranlarında %20-30 artış kaydedildi.
Yapay Zeka destekli otomasyon: Generatif AI (yeni ve özgün içerikler üretebilen yapay zekâ sistemleri) içerik üretimi, teklif yönetimi ve müşteri yolculuğu optimizasyonu gibi süreçlerin insan-makine iş birliğiyle yürütülmesini sağladı.
Veri egemenliği ve gizlilik: Üçüncü taraf çerezlerin kaldırılmasıyla markalar, birinci taraf veri stratejilerine yöneldi. Federated learning ve differential privacy gibi yöntemlerle veri gizliliği korunarak içgörü üretildi. Pazarlamanın başarısı artık yalnızca “veri miktarına” değil, “veriye gösterilen saygıya” da bağlı hale geldi.
Topluluk temelli pazarlama: Markalar, sosyal etki projeleri ve topluluk temelli iletişim stratejileriyle tüketiciyle bağ kurdu.
2026 için 5 stratejik öngörü:
Tam Otonom Pazarlama Ajanları.
Sentetik Veri ve Dağıtık Analitik (Federated Analitik).
Hibrit Deneyim Platformları.
Mikro Topluluk Stratejileri.
Etik ve İnsani Pazarlamanın Yükselmesi.
XSIGHTS Pazarlama ve İş Geliştirme Direktörü Gökçe Özer, 2026’nın “sürekli öğrenen, kendi kendini yöneten, ama insan dokusunu koruyan” bir pazarlama evrenine dönüşeceği yıl olacağını özetledi.
XSIGHTS Kurucusu ve Genel Müdürü Çiğdem Penn, 2025’in tüketiciler için zor bir yıl olduğunu, ekonomik dayanıklılık açısından test edilen tüketicilerin farkındalıklarının arttığını belirtti. Tüketiciler, temel markalaşma kriterlerini (beğeni, güven, tavsiye) farklı şekillerde tanımlamaya başladı.
Penn, artan uzun yaşam (longevity) umuduyla birlikte, bunun markalara yansımasının sürdürülebilirlik vurgusunun güçlenmesi noktasında yaşandığını ekledi. Tüketiciler, kendi yaşam sürelerini uzatmaya çalışırken, markalardan da gezegenimiz için aynı hassasiyeti göstermelerini beklemeye başladı. 2026 yılında çevre hassasiyeti ve sürdürülebilirlik konularının daha da önem kazanacağı öngörülüyor.
Penn, 2026 yılında yapay zeka adaptasyonunun artacağını ve markalardan teknolojik çözüm beklentisinin yükseleceğini öngördü. Bu çerçevede, özellikle müşteri deneyimi noktasında markalara teknolojik çözümlere yatırım yapmalarını önerdi.



