Türkiye, kısa aralıklarla yaşanan iki okul saldırısının ardından yeni ve rahatsız edici bir gerçekle karşı karşıya. Şanlıurfa’daki olayın hemen ardından Kahramanmaraş’ta gerçekleşen saldırıda 1 öğretmen ve 8 öğrenci hayatını kaybetti. Bu iki olay, yalnızca güvenlik zafiyeti tartışmasını değil, gençlik, şiddet ve erken uyarı sinyallerinin neden karşılık bulmadığını da yeniden gündeme taşıdı.
Küresel veriler, bu tür saldırıların büyük bölümünde önceden fark edilebilir kriz, davranış değişimi ve paylaşılan tehdit sinyalleri olduğunu ortaya koyuyor. Buna rağmen, bu sinyallerin çoğu zaman ya ciddiye alınmadığı ya da sistematik bir müdahaleye dönüşmediği görülüyor. Türkiye’de yaşanan son olaylar, bu boşluğun artık daha görünür hale geldiğini gösteriyor.
Saldırılar öncesinde ortak sinyaller var
Her iki saldırının ardından kamuoyunda güvenlik kamerası, metal dedektör, turnike gibi fiziksel önlemlere ilişkin tartışmalar hız kazandı. Ancak onlarca yıllık araştırma verisi, bu tartışmanın yanlış sorudan başladığını ortaya koyuyor.
ABD merkezli Violence Prevention Project’in 2026 verileri, okul ve kitlesel saldırılarda tekrar eden davranış kalıplarını ortaya koyuyor:
- Saldırganların %80’i saldırı öncesinde belirgin bir kriz sürecinde
- %66’sı planını doğrudan ya da dolaylı biçimde birine aktarıyor
- %70’inde intihar düşüncesi, ifadesi ya da girişimi bulunuyor
ABD Gizli Servisi’ne bağlı National Threat Assessment Center analizleri de bu tabloyu genişletiyor:
- Saldırıların %100’ünde önceden davranışsal uyarı işaretleri tespit ediliyor
- %77’si planını en az bir kişiyle paylaşıyor
- %94’ünde son dönemde ciddi stres veya kriz faktörü bulunuyor
Bu veriler saldırıların büyük bölümünün “anlık” değil, iz bırakan bir süreç sonunda gerçekleştiğini gösteriyor.
Zorbalık ve yalnızlık risk zincirini besliyor
UNESCO’nun küresel araştırmasına göre öğrencilerin yaklaşık %32’si akran zorbalığına maruz kalıyor. Bu deneyim, yalnızca kısa vadeli bir sorun değil;
- Depresyon ve sosyal izolasyonu artırıyor
- Okuldan kopma riskini yükseltiyor
- Şiddet eğilimini tetikleyebiliyor
ABD’de CDC ve FBI verileri de benzer bir tablo ortaya koyuyor: Şiddet eğilimi gösteren gençlerin önemli bir kısmı kendini dışlanmış, yalnız veya değersiz hissettiğini ifade ediyor.
Bu bulgular birleştiğinde üç aşamalı bir risk modeli öne çıkıyor:
- Psikolojik kriz (yalnızlık, travma, öfke)
- Sinyal verme (tehdit, paylaşım, davranış değişimi)
- Erişim ve fırsat (silah, plan, ortam)
Bu üç aşamanın kesiştiği durumlarda saldırı ihtimali belirgin şekilde artıyor.
Türkiye’de yeni bir tartışma alanı
Türkiye’de okul saldırıları bugüne kadar sınırlı örneklerle gündeme geliyordu. Ancak son olaylar, riskin daha görünür ve tartışılabilir bir düzeye taşındığını gösteriyor.
Şiddet yoluna ilişkin akademik modeller, saldırı öncesinde gözlemlenebilir bir aşama dizisi tanımlıyor: şikayetin oluşması, planlama, hazırlık ve son adım. Araştırmacılar, aktif saldırganların yüzde 58’inde bu aşamaların tamamının başkalarınca gözlemlendiğini saptadı. Yani çoğu vakada birisi bir şeyler gördü.
Metropolitan State Üniversitesi’nden araştırmacı James Densley’e göre mesele, bireysel davranış değişimlerini fark edip bunları kiminle ve nasıl paylaşacağını bilmekten geçiyor. Pek çok vakada çevredekiler “bir şeyler yanlış” diye hissettiklerini ama bu kaygıyı nereye taşıyacaklarını bilemediklerini sonradan aktardı.
Bu bulgu Kahramanmaraş vakasında da teyit edilen bir gerçeği gün yüzüne çıkarıyor: Saldırgan profil görselini kamuya açık bir platformda paylaşmıştı. Sinyal oradaydı.
Markalar için genişleyen sorumluluk alanı
Bu tablo markalar açısından yeni bir etki ve sorumluluk alanı yaratıyor. Gençlerle doğrudan temas kuran markalar yalnızca iletişim değil, önleyici sosyal etki üretimi açısından da kritik bir rol üstlenebiliyor.
Dove – Self-Esteem Project
2004’ten bu yana yürütülen program, 60 milyondan fazla gence ulaşarak özgüven, beden algısı ve sosyal baskı konularına odaklanıyor. Eğitim içerikleri, okul iş birlikleri ve dijital platformlar üzerinden ilerleyen yapı, gençlerde erken yaşta kırılganlık oluşumunu azaltmayı hedefliyor. Özgüven eksikliğinin sosyal izolasyon ve risk davranışlarına uzanan etkisini kesmeye yönelik sistematik bir model sunuyor.
Levi’s – Safer Tomorrow Fund
Levi’s, silah şiddetine karşı duran kurumsal markaların en net örneği. CEO Chip Bergh, silah üretmemelerine rağmen bu meseleyi sahiplendiklerini Fortune’da kaleme aldığı bir yazıyla duyurdu. Şirket dört yıl içinde 1 milyon doları aşan bağış yapmayı taahhüt eden Safer Tomorrow Fund’ı kurdu, gençlik aktivistleri ve sivil toplum kuruluşlarını bu fonla destekledi.
Snapchat – Here For You
Snapchat, “Here For You” adını verdiği uygulama içi kriz destek sistemini 2020’de başlattı. Kullanıcı arama çubuğuna intihar, zorbalık, depresyon, kaygı, yas gibi kelimeler yazdığında sistem devreye giriyor ve o ülkeye özel uzman kuruluşların kaynaklarını proaktif biçimde sunuyor. Türkiye dahil pek çok ülkede yerel ortaklarla çalışıyor.
Türkiye’de farkındalık var, sahiplenme yok!
Küresel örneklere bakıldığında bu alandaki marka katılımının iki farklı biçim aldığı görülüyor. Snapchat gibi platformlar kriz anında devreye giren sistemler kuruyor. Dove gibi markalar ise on yılı aşkın süredir yürüttükleri programlarla zorbalık, sosyal baskı ve kırılganlık gibi şiddetin beslendiği zemini doğrudan hedef alıyor. Her iki modelde de ortak nokta şu: Markalar bu meseleyi kendi iş alanlarının dışında değil, gençlerle kurdukları temasın doğal bir uzantısı olarak tanımlıyor.
Türkiye’de gençlere ulaşan markalar, giyim, teknoloji, gıda ve eğlence sektörlerinden isimler, bu temas noktasını bugüne kadar büyük ölçüde pazarlama ekseninde değerlendirdi. Oysa son iki günde yaşananlar, bu temasın farklı bir sorumluluk da taşıdığını gösteriyor. Zorbalık karşıtı okul programları, uygulama içi kriz yönlendirme sistemleri ya da ruh sağlığı okuryazarlığına yönelik içerik ortaklıkları; bunların hiçbiri Türkiye’de bir marka tarafından henüz sistematik biçimde sahiplenilmedi.
Son iki günde yaşananlar, bu tabloyu farklı bir ışıkta görünür kılıyor. Sinyal veren bireyler, bu sinyali gören ama ne yapacağını bilmeyen çevreler ve boşluğu dolduramayan sistemler aynı anda sahneye çıkıyor. Gençlerle en yoğun teması kuran yapılardan biri olmalarına rağmen markalar, en kritik kırılma anlarında henüz bir rol tanımlamış değil. Burada değer görünür olmakla değil, erken davranmakla ölçülüyor.



