Geçtiğimiz hafta reklamlar resmen ChatGPT’ye entegre edildi. OpenAI, amiral gemisi ürününe yerleştirilen bu reklam modeliyle, yalnızca abonelik gelirleriyle karşılanamayan yüksek operasyon maliyetlerine yeni bir finansman kanalı açmayı hedefliyor. Ancak bu adım, teknoloji dünyasında ve akademik çevrelerde beklenenden çok daha sert tepkilerle karşılandı. Tartışmalara son olarak, şirkette güvenlik ve fiyatlandırma stratejileri üzerinde çalışmış eski bir OpenAI araştırmacısı olan Zöe Hitzig de dahil oldu.
The New York Times’ta yayımlanan yazısında Hitzig, meselenin yalnızca “etik” bir reklam tartışmasıyla sınırlı olmadığını vurguluyor. Ona göre sorun daha derin: ChatGPT sıradan bir dijital ürün değil. Kullanıcılar bu platforma yıllardır sağlık durumlarından ilişki sorunlarına, kişisel kaygılarından varoluşsal sorularına kadar son derece hassas bilgileri emanet ediyor.
Heidelberg Üniversitesi’nin yakın tarihli bir araştırması da insanların yapay zeka modelleriyle güçlü duygusal bağlar kurabildiğini ve bu ilişkinin oldukça derin, mahrem konuşmalara yol açtığını ortaya koyuyor.
Hassas veriler ve manipülasyon riski
Hitzig’e göre OpenAI’nin elinde tuttuğu bu yüksek hassasiyete sahip verilerin reklam amaçlı kullanılması, yeni ve tehlikeli bir manipülasyon alanı yaratma potansiyeli taşıyor. Kullanıcılar bugüne kadar ChatGPT’yi “çıkarı olmayan” bir araç olarak gördükleri için son derece açık ve dürüst davrandı. Tam da bu açıklık, pazarlama açısından bu verileri çok daha değerli kılıyor. Ancak aynı durum, yeterli teknik ve düzenleyici koruma mekanizmaları yokken, kullanıcı güvenliği açısından ciddi riskler doğuruyor.
OpenAI, reklamların her zaman açık şekilde etiketleneceğini ve ChatGPT’nin verdiği yanıtları etkilemeyeceğini söylüyor. Hitzig ise kısa vadede bu sözlerin geçerli olabileceğini ancak şirket üzerindeki ekonomik baskı arttıkça bu sınırların zamanla esneyebileceğini düşünüyor.
Akademik dünyada da yapay zeka sistemlerinde reklama temkinli yaklaşılıyor. Michigan Üniversitesi’nin 2025’te yayımladığı bir çalışmada, yapay zeka sistemlerinde gösterilen reklamlarla karşılaşan 179 kişinin davranışları incelendi ve katılımcıların yarıdan fazlasının, açıkça etiketlenmiş olsa bile, reklamı reklam olarak ayırt etmekte zorlandığı görüldü.
Hitzig, reklam gelirine dayalı bir iş modelinin zamanla ekonomik teşvikleri ürünün ilkelerinin önüne geçirdiğini hatırlatıyor. Facebook örneği buna sıkça verilen bir referans: Bir dönem öne çıkarılan gizlilik ve kullanıcı kontrolü vaatleri, reklam ekonomisinin baskısı altında ciddi biçimde aşındı.
Öte yandan OpenAI’nin de ciddi bir finansal baskı altında olduğu biliniyor. Şirketin kendi paylaştığı rakamlara göre, her yıl yaklaşık 14 milyar dolar zarar ediliyor. Yeni gelir modelleri bulunamazsa, en gelişmiş yapay zeka sistemlerinin aylık 200 doların üzerinde fiyatlara sahip “lüks” ürünlere dönüşmesi ihtimali masada. Reklam hamlesi, bu senaryoyu engellemenin yollarından biri olarak görülüyor.
Hitzig ise bunun tek seçenek olmadığı görüşünde. Önerdiği alternatif modelde, yapay zekayı yüksek gelir getiren profesyonel işlerde kullanan şirketlerin daha yüksek ücretler ödemesi, böylece bireysel kullanıcıların erişiminin kısmen sübvanse edilmesi öngörülüyor. Ona göre bu yaklaşım hem erişimi koruyabilir hem de reklam temelli manipülasyon risklerini sınırlayabilir.



