Hermès çantalar, Birkenstock ayakkabılar, Lululemon taytlar… Çinli fabrikalar, TikTok’u adeta bir vitrin gibi kullanarak ABD’li tüketicilere lüks markaların birebir benzerlerini çok daha uygun fiyatlara sunduklarını iddia ediyor. Ticaret savaşları artık sadece hükümetler arasında değil, sosyal medyada da yaşanıyor.
Donald Trump yönetiminin son haftalarda Çin’e karşı uyguladığı gümrük tarifelerini sertleştirmesiyle birlikte, Çinli üreticiler TikTok’u adeta bir karşı saldırı aracı olarak kullanmaya başladı. Büyük fabrikalar, tüketicileri “aracıyı ortadan kaldırmaya” ve doğrudan üreticiden alışveriş yaparak maliyetten tasarruf etmeye çağırıyor.
Bir videoda, “Lululemon ve diğer büyük markaları biliyorsunuzdur. Size 100 dolara tayt satıyorlar ama bu iki fabrikada beş-altı dolara bulabilirsiniz” ifadeleri yer alıyor. Videoda Fila ve Under Armour markaları da anılıyor, üretici olarak ise Xiang Long Clothing ve Hung Qisun Clothing isimleri veriliyor.
Another Chinese supplier letting TikTok users know what brands they produce for and saying with a wink and a nod that you can get the same product from them for $5.
This is like my 10th video like this from various factories with various products. pic.twitter.com/Bil0O4CJEH
— Chris (@motomadic) April 13, 2025
ABD’nin Çin ürünlerine uyguladığı gümrük vergileri %145’e kadar yükselmiş durumda. Bu ortamda bazı Çinli üreticiler TikTok’u bir tür pazar yeri gibi kullanıyor; ürünleri, üretim sürecini ve fiyat detaylarını gösteren videolar paylaşıyor. Kimi doğrudan markalara üretim yaptığını iddia ederken, bazıları kalite açısından orijinalleriyle aynı olduklarını ama tek farkın etiket olduğunu öne sürüyor.
Ancak bu videoların bir kısmı, tüketicilerin kafa karışıklığından yararlanmak isteyen sahte ürün üreticilerinin işi olabilir. Örneğin Birkenstock, internet sitesinde üretiminin Almanya’da yapıldığını net bir şekilde belirtiyor:
“Her ürünümüzün yüksek kalite standartlarını karşılaması için entegre bir üretim tesisi işletiyoruz. Tabanlarımızı Almanya’da üretiyor, ürünlerimizin büyük çoğunluğunu burada monte ediyoruz. Geri kalan kısmı ise Avrupa Birliği içinde başka lokasyonlarda üretiliyor.”
Son günlerde viral olan bir video ise @china.yiwu.factor hesabına ait. Kapatılan hesap yeniden açılmış. Videoda Birkenstock’a benzeyen ayakkabılar gösteriliyor ancak üzerlerinde ‘Kidmi’ veya ‘Orado’ markaları yer alıyor. Hesapta ayrıca Aliexpress bağlantısıyla bu ürünlerin 20 doların altında satıldığı görülüyor.
@china.yiwu.factor We are a shoe Factory We mainly produce suede sandals, Birken stock series, Arizona series. We support wholesale and global drop shipping. If you need customization, the minimum order quantity is 200 to 500 pairs. If you are a wholesaler, you can contact me.#factory #wholesale #birkenstocks #customized #Arizona ♬ 时尚动感放克律动 Funk Caravan Main – MangoAudio
Gerçek markalar uzak duruyor
The Independent’a göre, Lululemon ürünlerinin yalnızca %3’ü Çin’de üretiliyor. Şirket internet sitesinde tedarikçi listesini güncel olarak paylaşıyor. Louis Vuitton ise, hiçbir ürününün Çin’de üretilmediğini defalarca vurguladı.
Her ne kadar bu videoların büyük kısmı sahte ürünleri tanıtıyor gibi görünse de yorumlarda birçok kullanıcı Çinli üreticilerin lüks tüketim pazarının gerçeklerini “ifşa ettikleri” için onları alkışlıyor. Trump’ın ticaret politikalarına karşı duruş olarak görülen bu içerikler, birçok kullanıcıyı düşük fiyatlı ürünlere yönlendiriyor.
Çin’deki üretim kalitesinin yıllar içinde önemli ölçüde gelişmesi, bu ürünlerin hem görünüm hem de kalite açısından orijinallere oldukça yakın hale gelmesini sağladı. Yükselen hayat pahalılığı da tüketicilerin “dupe” yani benzer ürünlere yönelmesini teşvik ediyor.
Marka kavramı tehlikede
Öte yandan, Çin dünyanın en büyük sahte ürün piyasasına sahip. The Independent’ın verilerine göre, ABD gümrük yetkilileri 2023 yılında yaklaşık 1,8 milyar dolar değerinde sahte ürün ele geçirdi.
Ticaret savaşlarının derinleşmesi, daha fazla tüketicinin doğrudan Çinli üreticilere ya da sahte ürünlere yönelmesine yol açabilir. Bu durum, “marka” kavramının hayatta kalmasını tehdit ediyor. Özellikle ekonomik baskı altındaki tüketiciler için fiyat, sadakatten daha önemli hale geliyor.
Markalar ise bu ortamda yeniden pozisyon almak zorunda. Pazarlama ve iletişim stratejilerini gözden geçirip, fiyat değil, ürünün tüketiciye kattığı değeri öne çıkaran bir söylem geliştirmeleri kaçınılmaz görünüyor.



