Müsadenizle raporu okuyan ve şimdi yorumlayan kişi olarak bir şerh düşmek isterim… Uzun süredir düşündüğüm, yeri gelince de dile getirdiğim, yazıya döktüğüm bir düşüncem var. Kuşaklar, yaşın haricinde birçok faktörle de ilgili… İçinde bulunulan genel koşullar ve o kişinin kendi koşulları gibi… Kaldı ki yaşın artık anlamlı bir kategori olmadığını söyleyen, zihniyet, topluluklar ve davranışlar üzerinden segmentasyon yapmanın daha ciddi bağlar kurduğunu ortaya koyan araştırmalar da var. Dönüşüm girdabında boğulmamaya, ayakta kalmaya ve hayata adapte olmaya çalışmak Z kuşağına değil yaşı daha ilerideki insanlara da mahsus.
Uzun paragrafın kısası demem o ki Z kuşağı tabii ki bölünmüş durumda. İkiye değil, birçok parçaya… Fakat bazen bir fikri anlatmak için “netlik” de iyidir. Verilen mesajı almak daha kolay olur. O açıdan bakıldığında, Edelman’ın taze çıkan “The Great Gen Z Divide” (Büyük Z Kuşağı Bölünmesi) raporunu anlamlı buluyorum. Raporda her ne kadar Z kuşağının artık tek bir kuşak değil farklı ayrım çizgileri olan insanlar olduğu belirtilse de onları kabaca ikiye ayırmışlar.
Bu raporun Edelman’ın her yıl belirli dönemlerde dünya genelinde gerçekleştirdiği kapsamlı araştırmaların Z kuşağına ait verilerinin özel olarak incelenmesiyle hazırlandığını hatırlatıp rapordan bahsetmeye geçebilirim…
Dediğim gibi Z kuşağını ikiye ayırmışlar…
Gen Z 1.0 ve Gen Z 2.0.
Gen Z 1.0, pandemiden önce liseyi bitirmiş yaşça daha büyük olan grup. Gen Z 2.0 ise pandemiyi lise sıralarında yaşayan daha genç olanlar…
Bu iki grup arasındaki fark, “güven” kavramına bakışlarından, markalardan ne beklediklerine kadar her konuda kendini gösteriyor. Gen Z 1.0 mensupları pandemiden önce daha sosyal ve hareketliydi, 2.0 ise evde kalmaya ve online eğitime alışık, bu da iş hayatına atıldıklarında ofis ortamlarında zorlandıklarını gösteriyor. Peki bu insanlar markalardan ne istiyorlar? “Bu insanlar” derken rapor bu noktada Gen Z 1.0 ve Gen Z 2.0’i yeniden tek potada buluşturmuş. O gözle okumanızı rica edeceğim.
Z kuşağı, markaların sadece ürün satmasından çok daha fazlasını bekliyor. Dört ana istekleri var:
1. Beni rahatlat
Yüzde 72’si, markaların kendilerini iyi hissettirmesini istiyor. Kısacası, bir markadan ürün alırken biraz da moral almak istiyorlar.
2. Bana bir şey öğret
Yüzde 62’si, markaların onlara bir şeyler öğretmesini veya geliştirmesini bekliyor. Sadece tüketen değil, gelişen bir birey olmalarına katkı sağlayan markaları seviyorlar.
3. Beni kahraman yap
Yüzde 66’sı, markaların iyi şeyler yapmasına destek olmak istiyor. Yani, markanın sosyal sorumluluk projelerine destek vererek kendilerini de bu iyiliğin bir parçası hissetmek istiyorlar.
4. Bana umut ver
Yüzde 65’i, markalardan iyimserlik yaymasını bekliyor.
Kimlere güveniyorlar, kimlere güvenmiyorlar?
Z Kuşağı, güven konusunda oldukça seçici. En çok doktorlara, bilim insanlarına ve öğretmenlere güveniyorlar. Onların gözünde bu insanlar, bilgi ve gerçeklik temsilcisi.
Peki kimlere pek güvenmiyorlar? Geleneksel ünlülere, şirketlerin CEO’larına ve politikacılara olan güvenleri çok düşük.
Şimdi gelelim okurken yüzümün en çok gülümsediği yere…
Z kuşağı hakkında yanlış bildiklerimiz:
Raporda, bu kuşakla ilgili yaygın bazı efsanelerin de doğru olmadığını görüyoruz.
- Herkes influencer olmak istemiyor: Sadece %12’si sosyal medya fenomeni olmayı hedefliyor.
- Herkes aktivist değil: Her Z Kuşağı üyesi sokakta protesto yapmıyor. Onların çoğu için bir bilgiyi sosyal medyada paylaşmak da bir tür aktivizm sayılıyor.
- Sadece TikTok’a takılmıyorlar: TikTok popüler olsa da Z kuşağı en çok YouTube’a güveniyor ve buradaki içeriklere daha çok önem veriyor.
Özete gelirsek, Z kuşağı düşündüğümüzden çok daha karmaşık ve birbirlerine göre de çok farklı beklentileri olabilen bir kuşak… “Bu yeni nesil pek çalışmıyor, biz neler yaşadık?” demeden önce biraz araştırma okuyup yorumlasa insanlar…
Biz ve daha önceki kuşaklara da büyüklerimiz az söylenmedi “ah ah bizim zamanımızda böyle miydi…” diye! Hayat böyle işte, “kalıp” dediğin konfor alanı, kafamız yorulmuyor. Ama hayat bu! Kalıplara ne zaman sığmış ki?



