Bugün birçok ebeveyn için çocuk fotoğrafı paylaşmak refleksinin ötesinde, dijital bir sosyallik pratiğine dönüşmüş durumda. İlk adımlar, doğum günü mumları, okul gösterileri… Her an kayıt altında, her an paylaşılabilir. Ancak İrlanda Data Protection Commission (Veri Koruma Komisyonu) tam da bu “normalleşmiş davranışa” bir ayna tutan çarpıcı bir kampanyayla karşımızda: Sharenting.
Bu kampanya sadece “dikkatli olun” demiyor. Çok daha sarsıcı bir şey yapıyor. Ebeveynleri, kendi paylaşımlarının sonuçlarıyla yüzleştiriyor. Core ajansı tarafından hazırlanan film, klasik bir kamu spotu formatından uzak duruyor ve izleyiciyi bir gerilim dizisinin içine çekiyor. Kamera, bir alışveriş merkezinde sıradan görünen bir ailenin peşine takılıyor. Ancak biz bu hikayeyi ailenin gözünden değil, onları adım adım takip eden bir yabancının gözünden izliyoruz.
Ve burada rahatsız edici gerçek açığa çıkıyor: Bu yabancı, aslında hiçbir “özel” bilgiye sahip değil. Sadece ebeveynlerin yıllar içinde sosyal medyada bıraktığı dijital kırıntıları topluyor. Doğum günü paylaşımları, okul üniforması, spor kulübü fotoğrafları, hafta sonu rutinleri… Tek tek bakıldığında önemsiz. Bir araya geldiklerinde ise bir çocuğun tüm hayat haritası.
DPC yetkilileri bu durumu “çocukların dijital kimliklerinin, rızaları olmadan inşa edilmesi” olarak tanımlıyor. Yani sorun sadece güvenlik değil. Aynı zamanda bir “kimlik meselesi”. Çünkü ebeveynler, çocukları adına geri dönülmez bir dijital arşiv oluşturuyor. Arşiv gelecekte deepfake içeriklerinden kimlik hırsızlığına, siber zorbalıktan veri istismarına kadar pek çok riskin de zeminini hazırlıyor.
Kampanya burada önemli bir kırılma yaratıyor. Çünkü hedefi korkutmak değil, farkındalık inşa etmek. “Pause before you post” sloganı sadece bir güvenlik uyarısı değil, dijital ebeveynlik için bir davranış kodu önerisi. Üstelik film, sadece İrlanda’da kalmıyor. Farklı dillerde uyarlanarak Avrupa genelinde dolaşıma giriyor. Bu da sharenting’in yerel değil, küresel bir problem olduğunun altını çiziyor.
Çocuklarımız için ne paylaşıyoruz değil, nasıl bir dijital miras bırakıyoruz? Ve belki de bu kampanyanın asıl gücü tam olarak burada yatıyor. Ebeveynlere, çocuklarını korumanın artık sadece fiziksel dünyada değil, dijital evrende de sorumluluk gerektirdiğini sert ama gerekli bir dille hatırlatıyor.



