“İletişim yalnızca başarıyla değil, hatalarla da şekillenir”

Vodafone Türkiye Kurumsal İletişim Kıdemli Müdürü Arzu Deniz Aksoy, yaklaşık 30 yıla yayılan iletişim ve pazarlama kariyerinde biriken deneyimlerini Chief Heart Officer adlı kitabında topladı. Biz de Aksoy’la, bu yaklaşımın bugünün kurumlarında neye karşılık geldiğini ve liderliğin insanlarda bıraktığı etkinin neden giderek daha belirleyici hale geldiğini konuştuk.

Bazı kitaplar bir fikirden çok, insanın durup kendine sorduğu sessiz bir sorudan doğar. Yoğun toplantıların, bitmeyen ajandaların ve arka arkaya gelen kararların arasında… Arzu Deniz Aksoy’un hikayesi de tam bu noktada başlıyor. Yaklaşık 30 yıla yayılan kurumsal hayatında krizlerin dilini, markaların sesini ve kurumların reflekslerini yöneten Aksoy, bugün Vodafone Türkiye Kurumsal İletişim Kıdemli Müdürü olarak bu birikimin tam merkezinde duruyor. Toplantı odalarından basın masalarına, strateji sunumlarından zor konuşmalara uzanan bu uzun yol, kaçınılmaz olarak insanı dönüştüren bir deneyim bırakıyor. 

Bu deneyim, sonunda Chief Heart Officer adıyla bir kitaba dönüştü. Aksoy, liderlik, iletişim ve kurum kültürü üzerine yıllar içinde süzülen gözlemlerini; empati, güven ve sorumluluk ekseninde yeniden düşünerek bu kitapta bir araya getirdi. Chief Heart Officer, yönetim diline insani bir boyut ekleyen, liderliği bir pozisyonun ötesinde bir duruş olarak ele alan bir çerçeve sunuyor. Biz de bu vesileyle, iş dünyasında kalp, empati ve güvenin nasıl bir karşılık bulduğunu ve liderliğin insanlarda bıraktığı etkinin ne anlama geldiğini onunla konuştuk.

İletişim ve pazarlama alanında yaklaşık 30 yıllık deneyiminizi, insana dair birikiminizi ilk kitabınız “Chief Heart Officer”da bir araya getiriyorsunuz. Liderliği kalp, empati ve insani değerler üzerinden yeniden düşünmeye çağıran bu kitap sizin için nasıl bir ihtiyaçtan doğdu? 

Ben yaklaşık 10 yıldan uzun süredir düzenli olarak yazı yazıyorum, HBR Türkiye ve Eko IQ dergilerine liderlik ve sürdürülebilirlik konusunda içerik üretiyorum. Yoğun iş temposunda dahi olsam yazı yazmak ve bunları paylaşmak beni mutlu ediyor. Özellikle yazılarımı okuyan ve beni motive edenler sayesinde kendime bir rutin oturtmuştum. Blog yazılarımın ilgili mecralarda çok okunanlar listesine girmesi ve beğenildiği konusunda sevgili HBR Genel yayın Yönetmeni Serdar Turan’ın ve hikaye anlatıcılığı konusunda tanıdığım en başarılı kişilerden birisi olan sevgili Sinan Sülün’ün teşvikleriyle bu kitap projesi çıktı. Bu kadar beğenilen yazıların daha fazla kişiyle buluşması gerektiğinde ikna ettiler beni. 

Kitabın zamanlaması konusunda da kendimi disipline ettim ve kitabın basılı halini kızım Naz’a üniversite mezuniyet hediyesi olarak vermek istediğim için son 1.5 yıl kitaba odaklandım. Çok mutluyum ki önce kızıma ve gençlere ve iş dünyasındaki liderlik yolculuğunda olan herkese liderlik konusunda deneyim ve gözlemlerimden süzülen samimi ve kolay reçeteler verebildiğim kitabım okurlarla buluştu.

Kurumsal iletişim gibi çoğu zaman strateji, kriz ve ölçümle tanımlanan bir alanda çalışıyorsunuz. Kalp, empati ve şefkat gibi kavramları bu sert denklemde nasıl konumlandırıyorsunuz?

İletişim yalnızca başarıyla değil, hatalarla da şekillenir. Bir markanın hatalarını kabul edebilmesi, özür dileyebilmesi ve eksikliklerini açıkça ifade edebilmesi, yalnızca güvenilirliğini değil aynı zamanda gücünü de artırır. Çünkü gerçek iletişim maske değil, bir ayna gibidir. 

Samimi, gerçek ve şeffaf iletişim zayıflıklarını ve hatalarını bir fırsata çevirir, söz verir, özür diler.  

Güven yaratan iletişim kırılgan ve cesur yanlarını da tüm sorumluluğuyla sahiplenebilmektir. 

Simon Sinek’in de dediği gibi; “Zayıf yönlerimiz hakkında nasıl konuşacağımızı bilmek, en büyük güçlerimizden biri olabilir.”

Kitapta liderliği bir “yöntem” değil, bir “tavır” olarak ele alıyorsunuz. Bugün kurumlarda en çok eksikliğini gördüğünüz liderlik tavrı sizce hangisi? Ve bunun bedelini kim ödüyor?

Gerçek, samimi olabilmek ve güven yaratabilmek çok kritik. 

Liderlikte güven, bir ağacın köklerine benzetilebilir. Bu kökler sağlam değilse, en görkemli gövde bile ilk fırtınada devrilebilir. Ancak kökler derinlere uzanıyorsa ağaç sadece hayatta kalmakla kalmaz, aynı zamanda çevresine gölge ve hayat sunar. 

Liderler için güven; yalnızca bir meziyet değil, aynı zamanda bir sorumluluktur. Bu sorumluluğu yerine getirmek, onların dürüstlük, tutarlılık ve yetkinliklerini sürekli olarak sergilemeleriyle mümkün. Unutmayın ki güven, sadece bir sözcük değil, aynı zamanda bir taahhüttür de!

Güven duymadığınız bir lider ve yönetici ile çalışmak inanın herkes için oldukça zordur.  

Böyle bir durumda maalesef en büyük bedeli, kurumun kendisi ödemek durumunda kalıyor zira çalışanların mutsuz oldukları bir iklimde iş sonuçlarının iyi olmasını beklemek hayal.

İnsan odaklı liderliği hayata geçirmek pratikte ne kadar mümkün? Kitaptaki yaklaşımınızın kurumsal hayatta somut karşılık bulduğu örnekler var mı?

Bugünün dünyasında liderlik, artık sadece vizyon çizmek ya da strateji yönetmekle tanımlanmıyor.

İnsan odaklı liderlik; insanlara ilham vermek, zor zamanlarda yanlarında olmak, anlam yaratmak ve güven inşa etmektir. Tüm bunların temeli ise şefkattir. Şefkatli lider, ekibinin yalnızca performansına değil, insan olarak bütününe odaklanır. Sadece sonuçlarla değil, süreçlerle de ilgilenir. Çalışanını bir “kaynak” olarak değil, bir “değer” olarak görür. Kararlarında adaletin yanında vicdanı da taşır. Eleştirirken yıkmaz, yön gösterirken korkutmaz.

Kurumsal hayatta ben çok şanslıydım ve halen şanslıyım zira gerçekten değer gördüğüm, değer vermeyi bilen insanlarla çalıştım ve çalışıyorum.  

İnsanlar bir şirkette/markada hissettikleri duygular için kalır ya da giderler. Bir liderin asıl etkisi, insanlarda bıraktığı duygusal izde yatar. 

Brené Brown’un dediği gibi: “İnsanlar sizin ne bildiğinizi, onlara ne hissettirdiğiniz kadar hatırlamaz.”

“Gerçek liderlik kalplere dokunmaktır” diyorsunuz. Bir liderin iyi niyetli ama etkisiz olması ile kalpten ama sonuç üreten bir lider arasındaki fark nerede başlıyor?

Artık duvar ören değil, köprü kuran liderlere ihtiyacımız var.

Kurallar koyan değil, bağ kuran…

Korku yayan değil, cesaret veren…

Görmezden gelen değil, görmeye cüret eden liderlere.

Unutmayalım, eylemi doğuran duygu şefkat olduğunda, etki yalnızca iş sonuçlarında değil; insan hayatında da görünür. Ve bu görünürlük, liderliğin en kıymetli mirasıdır.

Kalpten liderliğe, sadece başarıya ulaşmak için değil, insanları derinden etkileyerek onları dönüştürmek, güçlendirmek için ihtiyacımız var. 

Bu kitabı yazarken en çok zorlandığınız bölüm neydi? Kendinizle yüzleştiğiniz, yazarken sizi rahatsız eden ama vazgeçmediğiniz bir gerçek oldu mu?

Benim liderlik yolculuğumda yazdıklarımla yaptıklarım arasında uçurum var mı diye sorguladım sürekli. Gerçek, samimi olabilmek ve güven yaratabilen bir lider olmak çok kritik, bunu yapabiliyor muyum diye sordum.  

Zor kararlar almak, zor konuşmaları yapmak, bazen yanlış yaptığını kabul etmek… 

Tüm bunlar, güven inşa eden ve insanları gerçekten etkileyen unsurlar olduğu gibi, sizi başarıya taşıyacak ağları da örmenizi sağlayacak olan temel yapı taşları! 

Hepimiz sadece bir lider değil, aynı zamanda bir insan olduğumuzu da hatırlamalıyız. 

Bunu unutmadan yaptığımız hatalarla da yüzleşerek kendimize öz şefkat gösterebilmeliyiz. 

“Chief Heart Officer”ı okuyan genç bir iletişimci ya da yönetici adayının kitabı kapattığında tek bir cümleyle neyi sorgulamasını istersiniz?

“Liderlik varlığınızda yarattığınız motivasyonla değil, yokluğunuzda kalan ilhamla ölçülür.” Bu sözü çok sevdiğim arkadaşım Fazıl Oral söylemişti bir sohbetimizde. 

Siz yokken o ekipte neyin eksik olduğunu öğrenin, bıraktığınız ilhama tekrar bakın…

Gerçekten bırakmak istediğiniz miras ne?  

Hayatta bırakmak istediğim iz ne ve bunu yaparken aldığım aksiyonlar ve kararlar bunu nasıl şekillendiriyor? 

Exit mobile version