29 Haziran 2026 tarihinde yayımladığımız “Türk reklamcılığı neden dünya liginden düştü?” başlıklı yazımıza Reklamverenler Derneği Başkanı Ahmet Pura özel bir açıklamayla yanıt verdi.
Pura, Türkiye’nin uluslararası yaratıcılık platformlarındaki görünürlüğünün güçlenmesi gerektiğini belirtirken, konunun bir ödül performansından ibaret olmadığını, reklamverenden ajansa, medyadan eğitim kurumlarına kadar tüm ekosistemi ilgilendiren bir gelişim alanı olduğunu ifade ediyor.
Açıklamada ödül sistemlerine dair vurgu öne çıkıyor. Pura’ya göre ödül sistemleri güvenilirliği, değerlendirme süreçlerinin adilliği ve şeffaflığıyla anılmalı, ödüllerin ayırt edici özelliğini koruyacak standartlar geliştirilmeli ve ödül organizasyonlarının amacı yalnızca bir heykelcik vermek olmamalı.
Ekonomik koşulların markaları kısa vadeli hedeflere yönelttiğine dikkat çeken Pura, sürdürülebilir marka değerinin uzun vadeli yatırımdan geçtiğini kaydediyor. Reklamverenler Derneği’nin, uluslararası rekabet gücünü artırmak için üzerine düşen sorumluluğu almaya hazır olduğunu da sözlerine ekliyor.
İşte Ahmet Pura’nın bize ilettiği açıklamanın tam metni:
Ad Just Brand’de 29 Haziran 2026 tarihinde yayımlanan “Türk reklamcılığı neden dünya liginden düştü?” başlıklı yazınızı, sektörümüz adına önemli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir değerlendirme olarak okuduk. Türkiye’nin uluslararası yaratıcılık platformlarındaki görünürlüğünün güçlenmesi gerektiği yönündeki tespitinizi önemsiyor; bu konunun yalnızca bir ödül performansı meselesi değil, reklamverenlerden ajanslara, medya ve teknoloji paydaşlarından eğitim kurumlarına kadar tüm ekosistemi ilgilendiren bir gelişim alanı olduğunu düşünüyoruz.
Cannes Lions gibi global platformlarda elde edilen sonuçlar elbette Türk reklamcılığı için önemli göstergelerdir. Ancak bu tabloyu yalnızca “içeride çok ödül dağıtılması” ya da “kurumların kendi organizasyonlarına odaklanması” üzerinden okumak çok sınırlı kalır. Uluslararası başarı; güçlü içgörü, cesur marka vizyonu, yaratıcı fikre alan açan brief kalitesi, uzun vadeli marka yatırımı, doğru planlama, ölçümleme ve yerel kültürel içgörüyü global anlatı gücüne dönüştürme bütünlüğüyle mümkün olabilir.
Reklamverenler açısından bakıldığında; içinde bulunduğumuz ekonomik koşullar kısa vadeli performans, satış ve verimlilik hedeflerini doğal olarak daha ön plana çıkarıyor ve bu baskı, markaların zaman zaman daha hızlı sonuç veren alışıldık iletişim alanlarına yönelmesine neden olabiliyor. Bununla birlikte sürdürülebilir marka değeri yaratmanın yolu yalnızca kısa vadeli geri dönüşlerden değil; yaratıcı fikirden, kültürel etkiden, tüketiciyle anlamlı bağ kurabilmekten ve markaya uzun vadeli yatırım yapmaktan geçiyor.
Fotoğrafın tümüne bakarak, biz bu konunun yapıcı bir dille ve ortak gelişim çağrısıyla ele alınması gerektiğini düşünüyoruz. Reklamverenlerin daha cesur briefler vermesi, ajansların yaratıcı çıtayı yükseltmesi, medya ve teknoloji paydaşlarının fikrin etkisini büyütecek çözümler üretmesi, sektör kurumlarının ise şeffaf, nitelikli ve geliştirici platformlar yaratması aynı hedefin parçaları olmalı. Biz uluslararası rekabet gücünün ancak bu ortak sorumluluk bilinciyle artabileceğine inanıyoruz.
Türkiye’de ödül organizasyonlarının başlıca amacı yalnızca bir ödül heykelciği vermek değil; etkili pazarlama iletişimi örneklerini görünür kılmak, iyi örnekleri teşvik edecek öğrenme alanı yaratmak ve reklamveren-ajans iş birliğinde kalite çıtasını yükseltmek olmalı. Hatta daha da önemlisi, ödül sistemleri güvenilirliği, değerlendirme süreçlerinin adilliği ve şeffaflığı ile anılmalı. Biz bu alanlarda sürekli iyileştirme olmasını ve ödüllerin ayırt edici özelliğini koruyacak standartların geliştirilmesi gerektiğini savunuyoruz.
Özetle amacımız, içerideki başarıları küçümsemek değil; bu başarıların uluslararası alanda da karşılık bulmasını sağlayacak daha yüksek bir ortak standart oluşturmak olmalı. Türkiye reklamcılık sektörü; yaratıcı yetenek, üretim kalitesi, kültürel içgörü ve girişimcilik enerjisi açısından çok güçlü bir potansiyele sahip. Bu potansiyelin dünya liginde daha görünür, daha etkili ve daha iddialı bir konuma gelmesi için, üzerimize düşen sorumluluğu almaya ve tüm sektör paydaşlarıyla birlikte çalışmaya hazırız zira konu, sektörümüzün yanı sıra ülkemizin de uluslararası itibarı ve tanıtımı için önemlidir.
Bu yanıtı, Cannes sonrası açılan tartışmanın kapalı devre bir sektör refleksiyle geçiştirilmemesi açısından önemsiyoruz. Türkiye’nin uluslararası yaratıcılık tablosunu konuşmak rahatsız edici olabilir fakat bu rahatsızlığı açık, veriye dayalı ve çözüm odaklı bir zemine taşımak gerekiyor. Ahmet Pura’nın ortak sorumluluk çağrısı da bu nedenle değerli. Zira bu tablo, reklamverenlerden ajanslara, sektör kurumlarından tüm paydaşlara uzanan ortak bir gelişim alanına işaret ediyor. Ad Just Brand bu tartışmada söz almak isteyen tüm taraflara açık olmaya devam edecek…



