Sürdürülebilirlik, artık sadece bir sorumluluk değil, iş dünyasının rekabet avantajını belirleyen stratejik bir alan haline geldi. Bu çerçevede markaların ekonomik, sosyal ve çevresel değerleri bir bütün olarak yönetebilmesi, geleceğin iş modellerinde belirleyici bir rol oynuyor. İşte bu bağlamda, Sustainable Brands Türkiye, 13. kez düzenlenecek etkinliğiyle markalara ve liderlere sadece bilgi aktarmakla kalmayıp, “iyi büyüme” vizyonunu iş dünyasının gündemine taşımayı hedefliyor. Sustainable Brands Türkiye Ülke Direktörü Semra Sevinç, bu yılki edisyonun teması “Adapt and Accelerate – Uyum Sağla ve Hızlan” çerçevesinde markaların değişime yalnızca ayak uydurmakla kalmayıp, karşılaştıkları riskleri bir tehdit olarak değil, bir fırsat ve dönüşüm çağrısı olarak görmelerinin önemini vurguluyor. Sevinç, etkinliğin odağını sürdürülebilirlikten öte, “yenileyici” bir bakış açısıyla markaların topluma, ekonomiye ve gezegene değer katacak şekilde konumlandırılması olarak tanımlıyor.
Sustainable Brands Türkiye 2025 bu yıl 13. kez düzenleniyor. Bu yılki edisyonun ana teması ve öne çıkan gündem maddeleri neler olacak?
Küresel Sustainable Brands topluluğunun Türkiye çalışmaları kapsamında bu yıl 13. kez düzenlenecek olan Sustainable Brands Türkiye 2025’in temasını Adapt and Accelerate– “Uyum Sağla ve Hızlan” olarak belirledik.
Aslında bu tema, markaların yalnızca değişime ayak uydurmasını değil; karşı karşıya kaldıkları riskleri bir tehdit olarak değil, bir değişim çağrısı olarak görmelerini ve bu değişime en hızlı uyum sağlamaları gerektiğini hedefliyor. Sustainable Brands Türkiye 2025’te odağımız, markaları sürdürülebilir olmanın ötesine taşıyarak “iyi büyüme” vizyonunu iş dünyasının gündemine yerleştirmek olacak.
Programın öne çıkan gündem maddeleri arasında; marka stratejilerinin ekonomik, sosyal ve çevresel etkilerini de yönetecek şekilde dönüşümü, ekonomik değer ile çevresel ve sosyal etkinin birlikte nasıl ölçülüp yönetileceği, pazarlamanın dönüşümü, inovasyon ve rejeneratif tasarım, döngüsel sistemler ve yeni nesil yönetişim gibi konular var. Bunun yanında ürün, malzeme ve tedarik zincirlerinde izlenebilirlik ve etik yaklaşımlar, tüketici davranışlarındaki değişim ve sürdürülebilirlik iletişimi de öne çıkan başlıklarımız arasında yer alıyor.
Ayrıca, yapay zekâ ve yeni teknolojilerin iş dünyasındaki dönüşüm süreçlerine etkisi, kurumların krizler karşısında dayanıklılık geliştirmesi ve çok paydaşlı iş birliklerinin toplumsal etkisi de bu yıl tartışılacak önemli konular arasında.
Sürdürülebilirlik iş dünyasının merkezine giderek daha fazla entegre ediliyor. Bu etkinlikle markalara ve liderlere hangi somut katkıları sunmayı hedefliyorsunuz?
Sustainable Brands Türkiye 2025’i kurgularken öncelikli hedefimiz, Sustainable Brands 2025 küresel temasını Türkiye gerçekleri ile uyumlaşmasını sağlamak. Bu hedef doğrultusunda markaların sürdürülebilirlik vizyonlarını sadece bir iletişim ya da raporlama konusu olmaktan çıkarıp, marka ve stratejilerinin merkezine taşıyabilmeleri için yol göstermek. Bu etkinlik, liderlere hem küresel hem de yerel en iyi uygulamalardan öğrenme fırsatı sunarken, aynı zamanda iş birliği ve ortaklıklar için güçlü bir ağ sağlıyor.
Pazarlama ve marka yönetimi açısından bu etkinliğin önemli katkısı, markaların geleceğin tüketicisiyle nasıl daha güçlü ve anlamlı bağ kurabileceklerini göstermesi olacak. Çünkü artık tüketiciler yalnızca ürün ya da hizmet satın almıyor; markaların değerlerini, duruşunu, topluma ve gezegene kattıkları faydayı da satın alıyor. Bu nedenle liderlerin marka yönetimini sadece iletişim boyutuyla değil, itibar, güven, kültür ve topluluk oluşturma boyutlarıyla yeniden ele almaları gerekiyor.
Sustainable Brands Türkiye 2025 ile markalara üç somut katkı sunmayı hedefliyoruz. Birincisi, sürdürülebilirlik odaklı markalaşma, yenileyici marka yaklaşımı ve iyi büyüme metriklerinin yönetim ve pazarlama stratejilerine nasıl entegre edilebileceğini paylaşmak. İkincisi, değişen tüketici beklentileri ve davranışlarına dair en güncel içgörülerle markalara doğru konumlanma fırsatı yaratmak. Üçüncüsü ise, “greenwashing” riskinden uzak, şeffaf ve güvenilir iletişim yöntemleriyle markaların topluma gerçek değer katan hikâyeler oluşturmasına destek olmak. Ve tabi ki hiç değişmeyen hedef katılımcılara sadece teorik bilgi değil, kendi kurumlarına dönüp uygulayabilecekleri somut stratejiler ve aksiyon planları kazandırmak.
Bu yılki edisyonun, önceki yıllardan farklı olarak iş dünyasına ve topluma ne tür yeni perspektifler sunmasını bekliyorsunuz? Orta ve uzun vadede nasıl bir etki yaratmayı amaçlıyorsunuz?
Bu yıl da geçtiğimiz yıllarda da olduğu gibi amacımız yalnızca tek yönlü bilgi paylaşımı yapmak değil, dönüşümü hızlandırmak için buluşmak, fikir alışverişinde bulunmak, iş birlikleri gerçekleştirmek.
Bu sene markaları sürdürülebilirlikten öteye taşıyarak “yenileyici” bir bakış açısıyla konumlandırmayı hedefliyoruz. Artık mesele yalnızca riskleri yönetmek ya da statükoyu korumak değil; topluma, ekonomiye ve gezegene daha fazla değer katarak dönüşümün öncüsü olmak. Bu perspektif, iş ve marka dünyasına “iyi büyümenin” nasıl mümkün olabileceğini; topluma ise markaların krizlerle başa çıkarken nasıl çözüm üretebileceğini gösterecek.
Orta vadede, bu yaklaşımın şirketlerin stratejilerine entegre edilmesini ve iş yapış biçimlerinde somut değişim yaratmasını bekliyoruz. Uzun vadede ise, daha dayanıklı ekonomilerin, kapsayıcı toplulukların ve gezegenle uyumlu iş modellerinin inşasına katkıda bulunmayı amaçlıyoruz. Sustainable Brands Türkiye 2025’i, yalnızca ilham veren bir buluşma noktası değil, aynı zamanda marka dünyası için yeni bir yol haritası ortaya koyan bir dönüşüm platformu olarak görüyoruz.
Dünyada sürdürülebilirlik konusunda öne çıkan trendler Türkiye’deki markaları nasıl etkiliyor? Türkiye’nin bu alandaki güçlü ve zayıf yönlerini nasıl görüyorsunuz?
Bugün karşı karşıya olduğumuz ekonomik, çevresel, sosyal, jeopolitik ve teknolojik risklere baktığımızda belirsiz, çok katmanlı risklerin iç içe olduğu bir süreçten geçiyoruz. Bildiğiniz gibi sürdürülebilirliğin en net tanımı refah-well being’tir. Bireyin, toplumun, şirketin, markanın, gezegenin ve devletin refahını sağlamak için riskleri fırsata çevirmek.
Ben sürdürülebilirliğin geleceğini, krizlerle güçlenen bir dönüşüm yolculuğu olarak görüyorum. Kısa vadede karşımıza çıkan engeller aslında uzun vadede daha hızlı adapte olmamızı sağlıyor. Önümüzdeki dönemde hem riskleri yönetmek hem de yeni büyüme fırsatlarını yakalamak için ‘uyum sağla ve hızlan’ mottosu hiç olmadığı kadar değerli olacak.
Marka stratejileri açısından baktığımızda, dünyadaki sürdürülebilirlik alanındaki gelişmeler, zorunluluklar Türkiye’deki markaları doğrudan etkiliyor. Çünkü artık markaların rekabet üstünlüğü yalnızca ürün ya da fiyat üzerinden değil, topluma ve ekonomiye sundukları değer üzerinden tanımlanıyor. Küresel trendler; iklim kriziyle mücadele, döngüsel ekonomi, şeffaf tedarik zincirleri, dayanıklı toplumlar, sosyal adalet, kapsayıcı iş modelleri ve iyi büyüme metrikleri gibi başlıkları gündeme taşıyor. Bu da markaları, stratejilerini sadece çevresel performans üzerine değil, aynı zamanda sosyal etki ve ekonomik kapsayıcılık üzerine kurmaya zorluyor.
Türkiye’nin güçlü yönü, markaların genç ve talepkâr tüketici profiline hızla uyum sağlayabilmesi. Dinamik iş dünyası, girişimcilik kültürü ve küresel değer zincirleriyle olan entegrasyon, markaların sürdürülebilirlik stratejilerini adapte etmesini kolaylaştırıyor. Ayrıca, toplumsal dayanışma kültürü ve hızlı kriz adaptasyonu, sosyal etkiyi marka stratejilerinde öne çıkarma potansiyeli yaratıyor.
Zayıf yönlerimiz ise daha çok yapısal alanda ortaya çıkıyor. Regülasyonların ve standartların tam anlamıyla oturmamış olması, şirketlerin uzun vadeli etkiyi ölçme ve raporlama kapasitesinin sınırlı kalması ve kısa vadeli kârlılığın bazen uzun vadeli değer yaratma vizyonunun önüne geçmesi, stratejik dönüşümü yavaşlatıyor.
Önümüzdeki dönemde markaların başarısı, sürdürülebilirliği bir “uyum sağlama” konusu olmaktan çıkarıp, markanın DNA’sına işleyen bir stratejik yol haritasına dönüştürmesine bağlı olacak. Sosyal faydayı, ekonomik katkıyı ve çevresel sorumluluğu bütüncül bir marka stratejisinde birleştirebilen şirketler, sadece tüketicilerin değil aynı zamanda yatırımcıların, çalışanların ve toplumun güvenini kazanarak uzun vadeli rekabet avantajı yaratacak.
Sürdürülebilirlik yalnızca bugünün değil, geleceğin de meselesi. Bu etkinliğin genç profesyonellere ve geleceğin liderlerine nasıl bir ilham vermesini hedefliyorsunuz?
Sürdürülebilirlik, kuşkusuz en çok genç profesyonellerin ve geleceğin liderlerinin taşıyacağı bir sorumluluk. Bu nedenle etkinliğin gençlere yalnızca bilgi aktaran değil, onlara vizyon ve motivasyon kazandıran bir platform olmasını hedefliyoruz. Amacımız, onların dünyaya bakışlarını genişletmek, iş ve marka dünyasının dönüşümünde aktif rol almaları için cesaret vermek ve sürdürülebilirliği kariyerlerinin ayrılmaz bir parçası haline getirmelerini sağlamak.
Genç profesyonellere ilham vermek için üç noktaya odaklanıyoruz. Birincisi, sürdürülebilirliği bir “risk yönetimi” değil, yeni fırsatlar yaratan bir alan olarak göstermek. İkincisi, farklı sektörlerden liderlerin deneyimlerini paylaşarak onların yolculuklarına ışık tutmak. Üçüncüsü ise, ağ kurma ve iş birliği olanaklarıyla gençlerin kendi fikirlerini geliştirebilecekleri ve seslerini duyurabilecekleri bir ortam yaratmak.
Kısacası, Sustainable Brands Türkiye 2025 gençlere sadece bugünün iş ve marka modellerini değil, geleceğin dünyasını nasıl inşa edebileceklerini de gösterecek. Onların cesareti, yaratıcılığı ve yenilikçi bakış açıları, iş ve marka dünyasında gerçek bir dönüşümün anahtarı olacak.
Sustainable Brands Türkiye’nin 16 ülkeyi kapsayan küresel topluluğun parçası olduğunu biliyoruz. Türkiye’nin bu ağ içindeki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sustainable Brands Türkiye olarak biz, küresel topluluğun parçası olmanın getirdiği sorumluluğu her yıl daha ileri taşımaya çalışıyoruz. Farklı farklı çalışmalar ile küresel sürdürülebilir marka dönüşüm çalışmalarını Türkiye’de markalar ile birlikte gerçekleştiriyoruz. Bu çalışmalardan en önemlisi 13 yıldır markaların katkısı ile gerçekleştirdiğimiz Sustainable Brands Türkiye buluşması. Bu buluşma ile marka ve iş dünyası, akademi, sivil toplum ve genç profesyonelleri bir araya getiriliyor ve Türkiye’nin en kapsamlı sürdürülebilirlik buluşması gerçekleştiriliyor. Bu sayede Türkiye, küresel ağ içindeki en canlı ve katılımcı platformlardan biri haline geliyor.
Bunun yanında, Türkiye’de sürdürülebilir marka çalışmalarına yön vermek için araştırmalar gerçekleştiriliyor. Ipsos Türkiye ile birlikte gerçekleştirdiğimiz Socio-Cultural Trend Trucker ve Tüketici Karbon Farkındalık Araştırmasını sayabiliriz.
Bu çalışmalar, tüketici davranışlarındaki değişimleri derinlemesine anlamamızı sağlıyor ve markalara sadece Türkiye için değil, küresel ölçekte de değerli içgörüler sunuyor. Bu araştırmalar sayesinde Türkiye, SB topluluğunda tüketici trendlerini besleyen bir merkez işlevi görüyor.
Diğer bir çalışma da SB CMO Committe çalışmaları. Bu komite, marka stratejilerinin dönüşümü için iş birliklerinin gerçekleşmesini sağlıyor.
Dolayısıyla Türkiye’nin rolü yalnızca küresel örnekleri takip etmek değil; aynı zamanda kendi dinamikleri, genç nüfusu ve araştırma kapasitesiyle ağın geleceğine yön vermek. Biz de Sustainable Brands Türkiye olarak her yıl konferanslarımız, araştırmalarımız ve içerik üretimlerimizle bu etkiyi güçlendirmeyi hedefliyoruz.



