İklim değişikliği, günlük yaşam üzerindeki etkisini her geçen gün daha fazla hissettiriyor. Ancak birçok siyasetçinin bu konuda hala yetersiz kaldığı bir ortamda, tüketicilerin markalardan beklentileri yükseliyor. Getty Images’ın gerçekleştirdiği son küresel araştırmaya göre, katılımcıların yüzde 69’u iklim değişikliğinin kendi hayatlarını doğrudan etkilediğini düşünüyor. Bu nedenle tüketicilerin yüzde 86’sı, markaların ellerindeki kaynakları çevre yararına kullanmaları gerektiğini savunuyor.
Tüketicilerin yüzde 82’si, şirketlerin çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) ilkelerine uygun, şeffaf politikalara sahip olmasını istiyor. Ancak her üç kişiden ikisi, markaların sürdürülebilirlik konusunda gerçekten samimi bir çaba içinde olduğuna inanmıyor.
Araştırma, reklam ve pazarlama alanında da dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor. Katılımcıların yüzde 81’i, iklim değişikliğinin doğrudan etkilerinin reklamlarda daha fazla yer almasını istiyor. Markaların doğayı gerçekçi şekilde yansıtan, süslenmemiş görseller kullanması bu açıdan öne çıkıyor. Öte yandan, yüzde 55’lik bir kesim, iklim krizine karşı hareketsizliği gözler önüne seren, farkındalık odaklı içeriklerin kullanılmasını; aşırı iyimser ve hayalci temalara göre daha etkili buluyor.
Görsel anlatım biçimleri de değişiyor
Getty Images’ın verileri, son 20 yılda iklim değişikliği temsiline dair görsel anlatımın nasıl değiştiğini de gözler önüne seriyor. 2006 yılında eriyen buzulların üzerindeki kutup ayısı görselleri iklim krizinin güçlü sembolleri haline gelirken, 2018–2022 yılları arasında sel ve yangın gibi felaket sahneleri öne çıkmaya başladı. Günümüzde ise birçok marka, doğrudan mesajlardan kaçınarak soyut doğa görselleriyle sürdürülebilirlik mesajlarını “ima” ediyor. Bunun nedeni ise “greenwashing” suçlamalarından kaçınmak.
Tüketicilerin yüzde 75’i ise doğrudan çözüm odaklı mesajlar görmek istiyor. Şirketlerin ve hükümetlerin iklim krizine nasıl müdahale ettiğini gösteren görsellerin, en az sorunları sergileyenler kadar önemli olduğu düşünülüyor. Bu da, iklim değişikliği konusunun yüzde 95 gibi çok yüksek bir oranda toplumun gündeminde olduğunu gösteriyor.
Ancak tüketiciler, “yeşil” etiketli ürün ve hizmetlerin çoğunun vaat ettiklerini yerine getirmediğine inanıyor. Yüzde 76’lık bir kesim, bu tür iddiaların çoğunun sadece pazarlama stratejisi olduğuna kanaat getiriyor.
Yapay zeka, çözüm mü yoksa yeni bir risk mi?
Araştırmada yapay zekanın sürdürülebilirlikle ilişkisi de masaya yatırılıyor. Katılımcıların yüzde 83’ü, yapay zekanın iklim krizinin çözümünde faydalı olabileceğine inanıyor. Ancak bu teknolojiyle ilgili önemli bir çelişki de mevcut: Yapay zekanın kendi karbon ayak izi oldukça büyük. Bu nedenle uzmanlar, markaların yapay zekayı çevre dostu bir çözüm olarak sunarken daha temkinli olmaları gerektiğini vurguluyor.
Getty Images Kreatiften Sorumlu Kıdemli Başkan Yardımcısı Rebecca Swift, bu konuda şu yorumu yapıyor: “Markaların sürdürülebilirlik alanındaki görünürlüğü, kültürel açıdan aciliyetin yüksek olduğu dönemlerde artıyor; ekonomik baskıların arttığı veya tüketici önceliklerinin değiştiği dönemlerde ise azalıyor. Şu an tam da bu tür bir geri çekilme dönemindeyiz.” Ancak Swift’e göre tüketicilerin sürdürülebilirliğe dair beklentileri hiç olmadığı kadar yüksek ve acil.



