Farklı sektörlerin önde gelen CMO’larını bir araya getiren “CMO’ların 2026 Stratejileri” özel dosyamızda, pazarlama dünyasının yeni yıl önceliklerini, bütçe kırılmalarını ve markaların rekabet avantajını yeniden tanımlayan yaratıcı yaklaşımları masaya yatırıyoruz. Türkiye’nin farklı sektörlerinden CMO’lar, 2025’in getirdiği kırılmaları, öğrenimleri ve zorlukları değerlendirerek yeni yılda nasıl bir stratejik panorama ortaya çıkacağını bizimle paylaşıyor. Bu kapsamlı perspektif içinde TAB Gıda CMO’su Caner Alpaslan, 2025’te edindikleri içgörülerle 2026’ya uzanan yol haritasını, değişen tüketici beklentilerini ve pazarlama dünyasını etkisi altına alacak trendleri tüm açıklığıyla aktarıyor:
“CMO’ların 2026 Stratejileri”nin tüm katılımcıları için tıklayın
Günümüzün çalışma modelleri, son yıllarda hızlanan bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Kültürel beklentilerdeki değişim ve teknolojik gelişmeler, markaların karar alma biçimlerini ve gelecek yaklaşımlarını yeniden düşünmesini gerektiriyor. Tüketiciyle kurulan ilişki artık tek yönlü bir iletişim değil, karşılıklı etkileşim ve deneyim üzerine kurulu. Bu yeni dengede markalar, geçmişin doğrularını olduğu gibi taşıyarak ilerleyemiyor. Gelecek, veriye dayalı öngörüyü, amaç merkezli marka yaklaşımını, teknolojik çevikliği ve güveni birlikte yönetebilen markalar tarafından şekilleniyor.
Bu yeni denklemde pazarlamanın rolü de değişiyor. Pazarlama artık yalnızca bir iletişim fonksiyonu değil, kurumun dönüşüm hızını belirleyen stratejik bir nokta. Tüketici içgörülerini doğru yorumlamak, onların değişen ritmini sezmek, davranış biçimlerine uygun deneyimler tasarlamak ve bunları teknolojinin imkanlarıyla güçlendirmek, markaları rekabette farklılaştıran ana unsur haline geldi. Yakın gelecekte rekabet; ürün çeşitliliğinden çok, doğru içgörüleri görebilme ve bunu gerçek hayata yansıtan bütünleşik deneyimleri kurabilme yeteneği üzerinden şekillenecek.
TAB Gıda olarak biz tam da bu kırılma anında yeni bir vizyon inşa ediyoruz. 31 yıllık sektörel deneyimimiz, güçlü operasyon altyapımız, geniş marka portföyümüz ve ülke çapındaki erişim kabiliyetimiz bize büyük bir sorumluluk yüklüyor. Bu sorumluluk, yalnızca sektörel liderliği sürdürmek değil; aynı zamanda tüketici deneyimlerinin geleceğini şekillendirmeyi de kapsıyor. 2000 restoranımızda görev yapan 22.000’i aşkın çalışanımızla ülke ekonomisine, istihdama ve değer zincirine katkıyı güçlendiren bir ekosistem kuruyor, bu vizyonu birlikte sürdürüyoruz.
Tüm bu veriler kapsamında 2025 yılı, pazarlama ve tüketici deneyimi tarafında çok boyutlu bir dönüşüm yılı oldu. Dijital sipariş kanallarımızın büyümesi, misafir yolculuğunu baştan sona yeniden tasarlamamıza imkan verdi. Kiosk teknolojilerinin yaygınlaşması ve mobil uygulamanın artan kullanımı, tüketicilerin kendi ritimlerine uygun bir deneyim yaşamasını sağladı. Restoranlarımızda yaygınlaştırdığımız kiosklar ve dijital uygulamalarımız, yalnızca hız ve operasyonel verimlilik sağlamıyor; müşterinin markayla kurduğu ilişkiyi daha özgür, daha kişisel ve daha akışkan bir hâle getiriyor.
Kiosklar bugün bizim için sadece bir sipariş noktası değil; müşteriye “kendi hızında, kendi zevkine göre, kendi kimliğiyle” seçim yapma özgürlüğü sunan bir kişiselleştirme platformu. Bu özgürleşmenin müşteri deneyimine etkisini veriler net bir şekilde ortaya koyuyor. Kiosklar, müşterilerin kendilerini daha rahat ifade ettikleri, daha fazla seçenek denedikleri ve daha kişisel kombinasyonlar oluşturdukları bir alan yarattığı için harcama miktarını da artırıyor. Burada belirleyici olan, tüketicinin kendini ifade edebildiği bir alan sunabilmek. Özgürce karar verebildiği bu deneyim, markayla kurulan ilişkiyi derinleştiriyor. Teknolojiyi bizim için değerli kılan da tam olarak bu noktada devreye girmesi.
“Dijital uygulamalarımız müşteri davranışını birkaç saniye sonrasını tahmin eden bir yapıya dönüşüyor”
Dijital uygulamalarımız müşteri davranışını birkaç saniye sonrasını tahmin eden bir yapıya dönüşüyor. Veri analitiği ve yapay zekâ burada devreye giriyor, çünkü tüketiciler artık markaların onları tanımasını, ihtiyaçlarını öngörmesini ve hayatlarını kolaylaştırmasını bekliyor. TAB Gıda olarak, müşterinin geçmiş tercihleri, günün ritmi, konumu, hava durumu gibi çok katmanlı verilere dayanarak sunduğumuz kişiselleştirilmiş önerileri, müşteri memnuniyetinin en güçlü tetikleyicilerinden biri hâline getirmeye devam ediyoruz.
Tüketici davranışlarını analiz ediyor, değişen taleplere göre esneyen, sürekli güncellenen bir strateji yönetiyoruz. Bu sayede iletişim performansımız güçlendiği, kampanya etkinliğimiz yükseldiği ve tüketici sadakatinin daha sağlam bir zemine taşındığı bir yıl geçirdik. 2025 yılında öne çıkan diğer bir stratejik alan ise güven odaklı iletişim yaklaşımı oldu. Tüketiciler bizlerden yalnızca lezzet değil; şeffaf, güven veren ve kendilerini iyi hissettiren bir deneyim bekliyor. “Ne Yediğini Bil” platformu, bu beklentiyi somutlaştıran ve tüketiciyle aramızdaki güven ilişkisini güçlendiren temel yapı taşlarından biri. Bu platform sayesinde misafirlerimiz, ürünlerimizde kullandığımız ham maddelerin kaynağını, üretim ve denetim süreçlerini açık ve erişilebilir biçimde görebiliyor. Ekosistemimiz içerisindeki üretim gücümüz sayesinde bu şeffaflık, operasyonel olarak da kesintisiz bir güvenceye dönüşüyor. Gıda sektöründe güven, söylemle değil uygulamayla inşa ediliyor. Şeffaflığı bu nedenle bir rekabet unsuru olarak değil, uzun vadeli marka yaklaşımımızın ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz.
“Bugünün tüketicisi, markalarla tek bir kanalda değil çoklu bir temas alanında ilişki kuruyor”
2026 yılına girerken odaklandığımız ana konu; dijitalleşme, veri, sürdürülebilirlik ve marka mimarisini aynı çatı altında buluşturmak. Bugünün tüketicisi, markalarla tek bir kanalda değil çoklu bir temas alanında ilişki kuruyor. Bu nedenle tüm temas noktalarını birbirine bağlayan bütüncül bir deneyim tasarımını odağımıza aldık. 2026 pazarlama yol haritamızı; kişiselleştirme, ürün çeşitliliği, sürdürülebilir değer zinciri, daha güçlü marka deneyimi odağında eğlence ve paylaşılabilirlik olmak üzere beş temel üzerine inşa ettik.
Kişiselleştirme bizim için tüketiciyi dinleyen, tercihlerini doğru yorumlayan ve her temas noktasında ona uygun bir deneyim yaratan bir ekosistem kurmak anlamına geliyor. Dijital sipariş kanallarında edindiğimiz ileri analitik kabiliyetleri, mağaza içi deneyimle, kampanyalarla, iletişim diliyle ve marka dokusuyla bütünleştirmeyi hedefliyoruz. Sürdürülebilirlik tarafında ise tüketici beklentilerinin artık çevresel duyarlılıkla birlikte ekonomik faydayı da önemsediğini gözlemliyoruz. Bu nedenle malzeme kullanımından paketlemeye, tedarik zincirinden enerji verimliliğine kadar uçtan uca bir dönüşüm süreci yönetiyoruz. Hem toplumsal hem çevresel faydayı optimize eden bir model inşa etmek, önümüzdeki dönemde marka değerimizi güçlendirecek en önemli unsurlardan biri olacak.
“Tüketici artık çok daha bilinçli, daha araştırmacı ve daha hızlı karar veriyor. Bu hızlı ritmi yakalayan markalar fark yaratacak”
2026 yılı, teknolojiyle birlikte kültürel beklentilerin de hızlandığı bir döneme işaret ediyor. Böyle bir ortamda dayanıklılığı belirleyen unsur, stratejilerin değişime ne kadar hızlı uyum sağlayabildiği. Biz bu dayanıklılığı, pazarlama mimarisini veri merkezli, çevik ve uygulama hızı yüksek bir yapıya dönüştürerek güçlendiriyoruz. Bu sayede riskleri erken aşamada görüyor, esneklik gerektiren alanlara hızlıca müdahale ediyor ve değişime gecikmeden uyum sağlıyoruz. Pazarlama ekiplerimizin çalışma modeli de bu yaklaşımla paralel. Üretim, iletişim, veri analitiği ve tüketici deneyimi ekiplerinin birlikte çalıştığı bu yapı, TAB Gıda’nın pazarlama gücünü daha bütünlüklü ve etkili hale getiriyor.
Önümüzdeki yıl pazarlama sektöründeki en büyük değişimin, yapay zekâ ve verinin sadece hedefleme amacıyla değil, tüketici davranışlarını doğru okumak için kullanılan bir zekâ katmanına dönüşmesiyle yaşanacağını düşünüyorum. Tüketici artık çok daha bilinçli, daha araştırmacı ve daha hızlı karar veriyor. Bu hızlı ritmi yakalayan markalar fark yaratacak. Yapay zekâ destekli içerik üretimi, kampanya optimizasyonu ve kişiselleştirilmiş deneyim tasarımı, sektörün rekabet alanını kökten etkileyecek. Ancak bu noktada yapay zekâyı yalnızca bir otomasyon ya da “robot” olarak değil; empati kurabilen, içgörü üreten ve insan davranışını anlayabilen bir düşünme ortağı olarak ele almak kritik.



