Ahmet Terzioğlu seçti: 2023’ün en iyi reklamları

Medina Turgul DDB Creative Director Ahmet Terzioğlu'nun seçimleriyle yılın en iyi reklamları.

Bütçelerin daraldığı, ekonomik çalkantıların hüküm sürdüğü 2023’te, pazarlama ve reklam endüstrisi meydan okumalara meydan okuyarak, yaratıcılığın ışığını yine parlatmayı başardı.

Böylesi zorlu bir yılda, sınırları zorlayan, klasik reklamcılığın ötesine geçen ve özgün fikirleriyle parlayan reklamları hatırlamak adına, sektörün önde gelen kreatif liderlerine mikrofon uzatarak, yılın en iyi çalışmalarını anlatmalarını istedik. Seri halinde yayınladığımız bu haberde her bir kreatif lider, kendi bakış açısıyla markaların hikayelerini en iyi anlatan ve izleyicide unutulmaz izler bırakan reklamları yorumluyor.

Serhat Bayram , Mert Demirhan , M. Can Demir , Haluk Erkmen , Cihan Kavaklıpınar , Gürkan Gürel , Yalkın Yel ve Emir Yüksel‘in ardından serinin diğer konuğu Medina Turgul DDB Creative Director Ahmet Terzioğlu oldu.

İşte Ahmet Terzioğlu‘nun seçimleri ve görüşleriyle 2023’ün en iyi reklamları:

Yılın en iyileri listeleri yeni yılda yapılacaklar listeleriyle aynı anda yazılmaya başlıyor. Geçen yılki yeni yılda yapılacaklar listeme “2023’te yılın en iyileri seçerken yılın temel problemleri/çözümleri üstünden bir seçki yapacağım” diye yazmıştım. Şimdi 2023’te yapacaklarım listem 2023’ün en iyileri listemin gidişatını belirliyor.

2023’te 5 şey reklamcılığın gündeminde dolandı. Bunlardan ilki branding yenilemeleriydi. Flatleşen logolar, eskiye dönen logolar, sıfırdan tasarlanan logolarla dolu bir yıldı. Ajans yapıları ile ilgili tonla mesele konuşuldu. Inhouse konuları dönüp dolaşıp masaya geldi, gitti, geldi ve gitti. CGI sanki yeni keşfedilmiş gibi aklımızı kaybettik. Boğaz’dan şalgam şişeleri, sokaklardan bin bir çeşit dev ürün geldi geçti. İş birlikleri iyi mi kötü mü, kim kimle yapmalı nasıl yapılmalı tartışıldı durdu. Yapay zeka meselesi text to image’dan text to filme kadar uzandı. Artık text to ne istiyorsak o aşamasındayız. Son olarak Pembe gündemimize düştü. Globalde Barbie, lokalde Abdullah Bey’in eşi olarak bir şekilde bu renk hakkında bolca konuştuk.

Benim listem de bu konular ekseninde şöyle oluştu:

Branding Değişimleri: FC24

FIFA ve UEFA’nın birkaç senedir başı ayrılıklarla dertte. Tatlar kaçık. En son darbe de oyun dünyasının değişmezlerinden birinin değişmesiyle geldi. EA Sports’un FIFA ile iş birliğini bitirmesinin ardından gelen ilk oyun FC24. Hollanda üçgenleri, dar alanda tek pas, tikitaka. Futbolun özünde, bu güzel oyunun kalbinde yer alan üçgen, FIFA serisinin de kalbinde yer alıyor. Hatta beyninde. Çünkü kontrol ettiğimiz oyuncunun bile tepesinde bir üçgen duruyor. Bu üçgen kimi kontrol ettiğimizi bize gösterirken oyunda üçgenler bize binlerce farklı varyasyonda açılarda akıl almaz pozisyonlar yaratmamızı, Rinus Michels’ten Cruyff’a, oradan Barça’ya ve Pep’in City’sine kadar bugün yaşadığımız her şeyi simgeliyor. FC24’ün Uncommon tarafından tasarlanan kurumsal kimlik sistemi tamamen futbolun özü olan alanların kullanımının en kusursuz hali olan üçgenlere dayanıyor. Zorlama kurumsal felsefeleri, sonradan yazılmış logo rasyonellerinden sıkılanları önce buraya, sonra da FC24 menülerine, ara ekranlarına, yükleme sahnelerine bekliyoruz.

Tasarım Detayları:

Bu arada, yeni isim, logo ve tasarım dünyasının ve tabii ki yeni oyunun lansman etkinliği yükselen deniz suları sebebiyle her gün alan kaybeden ve sahadaki her bölge ve bütün olarak alanların ne kadar önemli olduğunu en iyi bilenlerin şehri Amsterdam’da yapıldı. Etkinlik tasarımının göz dolduruculuğu hakkında konuşmama bence gerek yok.

Logo Uygulamaları:

Lansman Etkinliği Videosu:

 


Ajansların Geleceği: The Singularity

Squarespace 10 yıla yakın süredir kendi bünyesinde kurduğu yaratıcı ekiple kampanyalarını yaratıyor. Yaratıcılıkla pek bir araya getirilmeyen inhouse kavramı, konu Squarespace’in kampanyaları olunca birbirlerinden ayrı düşünülemiyor. Ben Huges yönetimindeki yaratıcı ekibin son eseri, Squarespace’in (ailesinden aldığı 30.000 dolar borç ile markasını yaratan) kurucusu Anthony Casalena’nın markasını tanımlarken kullandığı harika bir cümleden yola çıkıyor: Websiteleri yapan bir websitesi. İngilizcede çok daha iyi çalışan bu matruşka tanımlama The Singularity kampanyasının merkezinde yer alıyor. Siteler yaratan bir site kendisini de yaratabilir. Gerisi kusursuz bir sinematografi, olağanüstü bir kampanya websitesi ve Superbowl’a damgasını vuran harika bir iş. O kadar iyi bir iş ki sahne arkası videosu bile 5 milyondan fazla izlenmiş durumda.

Backstage Videosu:


CGI da CGI: Local Everywhere

Sokaklarda 4 teker üstünde giden ya da nehirde dalgaları aşan jacquemus çantalara kadar her şey güzeldi. Boyutuyla trend ve moda dünyasına damga vuran bir ürün, bambaşka boyutlarda Paris sokaklarında dolanıyordu. İlginç olan baştan beri ürünün kendisiydi zaten. Minicik çantalar. Bunun içine ne koyulur ki dedirten rengarenk aksesuarlar. Derken ortalık karıştı. CGI yapmayan ölecek mikrobu her yere yayıldı. İçine ne sığar diye merak ettiğimiz Jacquemus çantalardan tonlarca klişe fışkırdı. Derken Avustralyalı bir bira markası, şehirlerin simgeleri klişesiyle CGI klişesini yok etti: “Ürünümüzü yaşadığınız yerin simgesi haline getirin, CGI ile devasa bira tenekesi heykellerimizi her yere koyun” deyip klişeleri aşmayı başardı: Local Everywhere. CGI’ı yaşadığın yere yerleştir. Markayı tag’le, ödülünü kazan. Ürünümüzü yaşadığın yerin simgesi haline getir. Bir trendle dalganı geç. Bir klişenin içinden geç. Bu yıl gördüğüm tek anlamlı CGI işi.


İş Birlikleri: Matty MathesonxWetransfer

Mutfağın yüksek temposunu eve taşıyan, bu yüzden çoğu insanı yoran, darlayan (şimdilik) 12 sezon ve 18 bölümden müteşekkil The Bear’ın esin kaynağı ve prodüktörü Matty Matheson. Şef dendiğinde akıllara gelen rafineliği, cool duruşu yıkıp yok eden, gastronomi dünyası içinde bir anomali olarak dolanan, evde yemek yapma teknikleri ve stiline gereken saygıyı gösteren çılgın bir isim Matty Matheson. TV programında küfretmekten çekinmeyen ve sonunda çok izlenen Bear dizisine esin kaynağı olan Matheson ile Wetransfer muazzam bir iş birliği yaptı. Matheson stilini bir yemek kitabına dönüştürdü. Adrian Ferran’ın temsil ettiği her şeyin aksi olan Matheson’un tarifleri Wetransfer’in hazırladığı mikro site üzerinden pdf olarak indirilebiliyor. Evde yapabileceğiniz tariflerin derlendiği kitabın tasarımı da en az tarifler kadar agresif. Kusursuz iş birliği var mı bilmiyorum ama iş birliği yapmak böyle bir şey olmalı.


AI: la Compil des Bleues

Kadın ve erkek sporcular arasındaki gelir adaletsizliği hakkında uzun zamandır konuşuluyor, kampanyalar yapılıyor, konuya dikkat çekmeye çalışan çalışmalara imza atılıyor. Ancak hiçbiri Marcel’in yaptığı Fransa Erkek ve kadın milli takımlarının hareketlerini eşleyerek birbirlerinden ayırt edilemez olduklarını gösteren la Compil des Bleues başlıklı deep fake videosu kadar etkili olmadı. Teknolojinin doğru kullanımını mı övelim, yoksa “fikrin teknolojiden” önce bulunmasını mı bilmiyorum… Neyse ki ikisi de aynı yere çıkıyor. Ancak Marcel’in kapısında neden “Bir şeyleri değiştiren şeyler yapıyoruz” yazdığını çok iyi anlayabiliyorum. Bu kampanya Eurobest ile ödül turnesine başladı. Ancak bana sorarsanız Cannes Lions’ta film Grand Prix’ini en çok o hak ediyor.


Bonus: Pembe Kabus ya da Barbie’den Alınacak Tek Ders

150 milyon dolarlık kampanya bütçesi. 145 milyon dolarlık film bütçesi. 114 dakikalık bir reklam filmi. Lego Movie’den sonraki en uzun reklam filmi. Herkesin bayıldığı bir marka. 1.4 milyar dolarlık gişe. Pespembe olan internet… İnternetin her köşesinde dolanan “Barbie’den alınacak marketing dersleri” listeleri. Barbie’den alınacak tek ders var: Barbie değilseniz pek böyle şeyler üstüne kafa yormayın.

Exit mobile version