Dünyayı daha iyi bir yer yapmaya katkıda bulunmak, benim için her zaman öncelikli oldu. Çünkü “Dünya Bizim Evimiz” ve bizler, onun bize sunduğu kaynakları doğru ve sürdürülebilir bir şekilde kullanmalıyız. O bizi her açıdan beslerken bizim de onu besleyebilmemiz ve bunun için faydalı adımlar atmamız gerekiyor. İşte bu motivasyonla hem bireysel olarak katkı sağlamaya çalışırken hem de bir parçası olduğum P&G Türkiye ile birlikte bu konuda ciddi çalışmalar yürütüyoruz.
Dünyanın en büyük ev ve kişisel bakım şirketlerinden biri olarak amacımız, dünyayı daha yaşanabilir hale getirmeye katkıda bulunmak. Her gün dünyada 5 milyar insanın hayatına dokunuyoruz. Türkiye’de ise her 10 evin 9’unda varız. Belirli bir operasyon büyüklüğüne ve önemli bir ayak izine sahibiz. Dolayısıyla bu konuda aldığımız ciddi önlemler, belirlediğimiz hedefler ve inovasyon sayesinde attığımız ciddi adımlar var. Sürdürülebilirlik bizim için, “herkes için, şimdi ve gelecek nesiller boyunca, daha iyi bir yaşam kalitesi sağlamak” anlamına geliyor. Bu anlayışla başta Fairy ve Ariel olmak üzere tüm markalarımızla hem üstün performans sunan hem de tasarruf sağlayan ürünler geliştirmeye odaklanıyoruz.
P&G Türkiye olarak kurumsal sosyal sorumluluk projelerimizle de tüketicilerin sürdürülebilirlik alışkanlıklarını güçlendirmeye çalışıyoruz. Bu hedefle, Fairy markamızla beş yıldır Gıda Kurtarma Derneği iş birliğinde “Boşa Harcama” projesini yürütüyoruz. Proje ile gıda israfını önlemek ve bu konuda farkındalık yaratmak için çalışıyoruz.
P&G olarak biz evlerde alınacak tasarruf tedbirlerinin de iklim krizine dur demek açısından çok ciddi bir etkiye sahip olduğuna inanıyoruz. Gerçekleştirdiğimiz yaşam döngüsü analizleri de bunu kanıtlar nitelikte. Bu analizlere göre bulaşık ve çamaşır yıkarken ortaya çıkan karbon ayak izinde en büyük payın üretim süreci, nakliye gibi aşamalardan değil suyun ısıtılmasından kaynaklandığı görülüyor. Isıtma süreçleri, elde yıkama işlemlerinden meydana gelen karbon ayak izinin %93’ünü, bulaşık makinesi kullanımına bağlı karbon ayak izinin ise %72’sini oluşturuyor. Çamaşır yıkamadaki ayak izinin yüzde 60’ı da yine kullanım alışkanlıklarından kaynaklanıyor.
P&G’nin 31 ülkede gerçekleştirdiği araştırmadaki Türkiye’ye ait veriler ise nüfusun %75’inin çevreyi çok önemsediğini belirtmesine rağmen çevreci yaklaşımları hayata geçirenlerin oranının %35’te kaldığını ortaya koyuyor.
İşte bu nedenle biz, yıllardır gerçekleştirdiğimiz iletişim çalışmalarımızda performansla sunulan faydanın yanı sıra sağlanan enerji tasarrufuna da odaklanıyoruz. Hep birlikte atılacak ufak adımlarla önemli bir etki yaratılabileceğine inanıyoruz. Bu inançla “Dünya Bizim Evimiz” diyerek etkiyi büyütecek bir kampanyaya imza attık. Kampanyamızla da markalarımızın enerji, su ve atık alanında sağladığı çevresel faydalara ve bunun getirdiği tasarrufa dikkat çekiyoruz.
2030 sürdürülebilirlik hedeflerimizi belirledik ve “Enerji”, “Atık”, “Su” ve “Doğa” olmak üzere 4 ana başlıkta çevreye bıraktığımız izleri azaltacak çalışmalara odaklandık. Bu doğrultuda çevre dostu ambalajlama, geri dönüşüm ve atık yönetimi çözümlerini hızlandırıyor, doğayı kirleten atıkları önlemeye yardımcı olan ürünler sunuyoruz. Tüketici ambalajlarımızı geri dönüştürülebilir veya yeniden kullanılabilir olacak şekilde tasarlamaya başladık. 2030’a kadar tüm ambalajlarımız bu özelliği kazanmış olacak.
Su, üzerinde hassasiyetle durduğumuz bir diğer önemli başlık. Yüksek su stresi yaşanan metropol alanlarında P&G ürünlerinin kullanımı sırasında tüketilen sudan daha fazlasını yeniden kazanmayı amaçlıyoruz. Tesislerde su verimliliğini, 2010 yılına kıyasla 2030’a kadar birim üretim başına %35 artırmayı hedefliyoruz. 2030’a kadar su konusunda gerçekleştirmeyi planladığımız bir başka hedef ise dönüşümsel kaynaklardan 5 milyar litre su geri dönüştürmek ve temin etmek.
Bununla birlikte dünya çapında tesislerimizin yüzde 100‘ünde yenilenebilir elektrik tedarik ederek üretim gerçekleştireceğiz. Türkiye’de ise Gebze fabrikamızda üretimimiz %100 yenilenebilir kaynaklardan elde edilen enerji ile sağlanıyor bile. Bu çalışmalarımızla operasyonlarımızda ve tedarik zincirimizde 2040’a kadar net sıfır sera gazı emisyonuna ulaşmak hedefindeyiz.




