2024, iletişim sektörünün hızla değişen dinamikleriyle şekillenen, zorlukların fırsatlara dönüştüğü bir yıl oldu. Gravital Ajans Başkanı Engin Saydam, 2024’te karşılaştıkları sektörel zorlukları ve bu süreçte yaptıkları stratejik dönüşümleri ayrıntılarıyla anlattı. Değişen müşteri beklentileri, dijitalleşme süreci ve medya kullanımındaki yeni eğilimler gibi önemli konularda ajans olarak nasıl bir yol izlediklerini değerlendirdi. Aynı zamanda, 2025’e yönelik vizyonlarını ve sektördeki yenilikçi adımlarını paylaşan Saydam, 2024 yılının iletişim dünyasında yarattığı etkilere dair kapsamlı bir değerlendirme yaparak, geleceğe dair öngörülerini aktardı:
Geride bıraktığımız yılı bence ikiye ayırmak gerekiyor. Ocak-Haziran arası ile Temmuz-Aralık arası bambaşka dinamikleri olan dönemlerdi diye düşünüyorum. İlk 6 ay bildiğimiz şekilde geçerken, son 6 ay ekonomik ve sosyal sıkışmaların etkisini tam anlamıyla iletişim sektöründe hissettiğimizi düşünüyorum. Bunu sadece kendi işlerimize ve müşterilerimizin tablolarına bakarak söylemiyorum, sektörde konuştuğum tüm paydaşlardan aldığım izlenim ve bilgi bu şekilde. Son 6 ayda, Türkiye’de her geçen ay derinleşen krizin, iletişim sektörüne etkisinin çok ciddi şekilde arttığını söyleyebiliriz.
Zorluklarla başladık, fırsatlarla devam edelim. Her kriz veya zorluğu yüksek dönemin fırsatları elbet olur. Açıkçası yapay zeka araçlarını kendi süreçlerimize dahil etmemiz, hala buna devam ediyoruz tabii, önemli bir fırsattı diye düşünüyorum. Özellikle önümüzdeki yıllarda, yapay zeka teknolojilerinin de ucuzlamasıyla birlikte, ekip yapılarını gözden geçireceğimizi düşünüyorum.
“Sosyal meselelere değmeyen, toplumun herhangi bir sorununa dokunmayan markaların gelecekte gerçekten yeri yok”
Çok keskin bir şekilde, dikkate değer bir değişim gözlemlediğimi söyleyemem ancak bir önceki röportajımızda, yine burada söylediğimi tekrarlamak zorundayım. Sosyal meselelere değmeyen, toplumun herhangi bir sorununa dokunmayan markaların gelecekte gerçekten yeri yok. O yüzden bu temasların sıklaştığını görüyorum diyebilirim. Bu da bir iletişim profesyoneli olarak beni mutlu ediyor çünkü müşterilerimizle beraber etki edebileceğimiz alan çok büyük ve markalar toplumun önemli paydaşları bence. Sorumlulukları var ve biz de bu sorumlulukları yerine getirmede onlara aracılık ediyoruz ve etmeliyiz.
Medya kullanımında değişim aslında gerçekleşmişti. Enteresan bir şekilde tüm değişime direnen bir televizyon endüstrisi var. Bu da çok değerli bence. Influencer bütçelerinin ve alanlarının arttığını gözlemliyoruz. Tiktok’a değinmeden geçmek olmaz, çok daha fazla duyacağız bütçelerde, brief’lerde. Ancak ne stratejilerde ne de medya kullanımlarında çok dramatik bir değişim gözlemlediğimi söyleyemeyeceğim.
İletişim kanalları çok çeşitlendi, biz bir iletişim ajansı olarak yayılıma bakarken sadece PR alanına veya sadece geniş kitlelere pazarlama iletişimi yapalım gibi düşünmeyip, tüm içerik tüketim araçlarına yayılmaya çalışıyoruz. Televizyon, gazete, dergi, YouTube, Instagram, Tiktok…Bu listeye Bundle, Aposto gibi mecraları da eklemek lazım.
“15 yıla yaklaşan iletişim sektörü deneyimimde değişmeyen tek bir şey oldu, o da içeriğin gücü”
Ben 2025’te müşteri beklentilerinde, tabİi ki hedef kitle ve yapılan işe göre değişecektir ama, olabildiğince içerik tüketim kanalında yer alma talebi olacaktır veya olanlarda bu artacaktır diye düşünüyorum. Burada da ajanslara düşen görev naçizane “back to basics”. Yani içeriğin gücünü hatırlamak, müşteriyi oraya zorlamak. 15 yıla yaklaşan iletişim sektörü deneyimimde değişmeyen tek bir şey oldu, o da içeriğin gücü. İletişim sektörünün tüm paydaşları olarak yeri geldiğinde, işimiz gereği içeriğe çok odaklanmadan, hedefleri gerçekleştirmek üzere çıktılar elde etmeye çabalıyoruz. Romantikliğin alemi yok. Ama uzun vadede her zaman işe yarayacak şeyin güçlü içerik olduğunu müşterilerimize hep hatırlatmamız gerek diye düşünüyorum.
Herhalde bölgenin yakın tarihte en karışık senelerinden birine giriyoruz. Kuzeyimiz, Güneyimiz, özellikle Güneyimiz çok karışmış durumda. Her açıdan çok belirsiz bir senaryo var 2025’te ve bu tüm dünyada böyle. Avrupa’da hem ekonomik, hem siyasi stabilite bozulmuş durumda. Amerika bile, FED’in yakın zamanda yaptığı açıklamadan net görebileceğimiz üzere, 2025 beklentisini değiştirdi. O yüzden tahmin yapmak her alan için çok zorlu ve tahminlerimiz de geçerli olmayacak bence.
Fakat ülkemiz ölçeğinde bakarsak, Suriye’de karşılaşabileceğimiz zor kararlar, artan ekonomik zorluklar, göçmen politikasının yarattığı gerginlikler ve bunun yanında aslında konuşmamız gereken tek ve en büyük sorunumuz küresel ısınma ve ekstrem hava olayları. Gerçi her sene olduğu gibi Bill Gates çıkıp aslında dünya şu parametlerde çok iyi gidiyor deyip 10-15 tane grafik gösterir…
İşin şakası bir yana, 2025 bu açılardan pek keyifli durmuyor ama karalar bağlayacak da değiliz. Doğru kullanırsak, hayatımıza internetin yaptığı katkıyı ve değişimi yapabilecek yapay zeka gelişmeleri hız kesmeden devam edecek. Markalar için faydalanabilecekleri yeni alanlar, araçlar yaratacak. Ülkemizin ve dolayısıyla markalar için bu pazarın en önemli artılarından biri de dijital entegrasyonu ve etkileşimi çok yüksek bir topluluğuz. Bu yine artarak devam edecektir.
“Bilgi ve içeriğin gücüne inanmaya ve içselleştirmeye hiç bıkmadan devam etmemiz gerekiyor”
Bu dinamiklere hazırlanmanın tek yolu ise sürekli öğrenmek, bilgi edinmek ve bunları test etmek. Bir önceki soruda işin detayında nasıl içerik önemliyse, bir üst penceresinde de bilgi çok önemli. Bilgi ve içeriğin gücüne inanmaya ve içselleştirmeye hiç bıkmadan devam etmemiz gerekiyor.
İletişim sektörünün sürdürülebilir başarısının önündeki en büyük engel, düşen beşeri sermaye diye düşünüyorum. İş hayatına girdiğimden beri gözlemlediğim en büyük problem naçizane budur. Bunu söylediğim için bana kızacak, bozulacak arkadaşlarımız olacaktır ama iletişim sektörünün tüm paydaşlarında, buna müşteriler de, ajanslar da, medya mensupları da herkes dahil, üzücü bir beşeri sermaye azalması var. Burada da birçok şeyin payı olduğunu düşünüyorum. İlk olarak maalesef yaşadığımız beyin göçü, detaylarına girmeye gerek yok, herkes neden olduğunu biliyor. İkinci olarak iletişim sektörünün popülerliğinin ve çekiciliğinin azalması, gençlerin oyun, yazılım, içerik üreticiliği gibi alanlarla daha çok yönelmesi. Üçüncü de iletişim sektöründe karar vericilerin tek derdinin günü kurtarmak olması. Sektörü geliştirmek adına yok denecek kadar az şeyin yapılması. Dostlar alışverişte görsün konferanslar, paneller…
Çok acil bir biçimde gerçek anlamda hem kurumsal hem de bireysel gelişim gerekiyor. Burada herkese pay düşüyor, hem karar vericiler buna ön ayak olacak hem de bu sektörde çalışan herkes bunu talep edecek. Asimetrik bir eylemin başarılı olması şansı yok. Naçizane sektörde en büyük yatırım yapılması gereken alan eğitim bence. Bununla ilgili çok güzel bir görsel görmüştüm seneler önce… Bir CEO ve CFO konuşuyor, CEO çalışanlara bir eğitim verme derdinde, CFO da çekinceli ve şöyle diyor; “Ya bu arkadaşlar, biz onlara eğitim verip, onları geliştirdiğimizde bizi bırakıp başka yerlere giderlerse?”, CEO’nun da hiç aklımdan çıkmayan cevabı; “Ya eğitim vermeyip onları geliştirmezsek ve kalırlarsa?” Bütün durumu özetleyen şey bu diyalog bence.
Tabii ki yapay zekaya da değinmeden geçmeyelim. İletişim sektöründeki herkesin süreçlerine yapay zekayı en optimum şekilde adapte etmesi gerekiyor. Bence olayın henüz başlarındayız, teknoloji ucuzlayacak ve erişilebilir olacak, paniğe gerek yok ama ülke olarak halihazırda birçok devrimi kaçırıyorken iletişim sektöründe yapay zeka devrimini mutlaka 3-4 sene içerisinde yakalamamız lazım.



