• Hakkımızda
  • Künye
Ad Just Brand
  • HABERLER
    • Pazarlama
    • Teknoloji
    • Sosyal Medya
    • Dijital
    • Trend
    • Atamalar
    • Ajanslar
    • Medya
    • Siyasal İletişim
    • Sürdürülebilirlik
    • Moda
    • İnovatif Ürünler
  • KAMPANYALAR
    • Kampanyalar
    • Global Kampanyalar
  • ARAŞTIRMALAR
  • IN-DEPTH
    • Görüş
    • Case Study
  • SÖYLEŞİLER
  • NE YAPAR?
  • AJANS AĞI
    • Kariyer
Sonuç yok
Tüm sonuçları görüntüle
Ad Just Brand
  • HABERLER
    • Pazarlama
    • Teknoloji
    • Sosyal Medya
    • Dijital
    • Trend
    • Atamalar
    • Ajanslar
    • Medya
    • Siyasal İletişim
    • Sürdürülebilirlik
    • Moda
    • İnovatif Ürünler
  • KAMPANYALAR
    • Kampanyalar
    • Global Kampanyalar
  • ARAŞTIRMALAR
  • IN-DEPTH
    • Görüş
    • Case Study
  • SÖYLEŞİLER
  • NE YAPAR?
  • AJANS AĞI
    • Kariyer
Sonuç yok
Tüm sonuçları görüntüle
Ad Just Brand
Sonuç yok
Tüm sonuçları görüntüle
Anasayfa SÖYLEŞİLER

“Hiçbir şey sanamayız, her şeyden emin olmalıyız”

Gravital Ajans Başkanı Engin Saydam ile gerçekleştirdiğimiz bu özel söyleşide, ajansın benzersiz kültürünü, sektördeki yaratıcı stratejilerini ve geleceğe yönelik vizyonlarını derinlemesine inceledik.

Berkan Kişin Berkan Kişin
1 Kasım 2024
SÖYLEŞİLER

“Asla varsayma.” Gravital’in kurumsal kimliğinin ve ajans felsefesinin temelini oluşturan bu söz, onların iletişim dünyasındaki yenilikçi yaklaşımlarını şekillendiriyor. Gravital Ajans Başkanı Engin Saydam ile gerçekleştirdiğimiz söyleşide, “Biz iletişim ajansı olarak hiçbir şey sanamayız, her şeyden emin olmalıyız” diyor.  Saydam, markaların sosyal sorumluluk ve problem çözme kapasitesine olan tüketici ilgisine vurgu yaparak, “Markaların, toplumsal ihtiyaçlara cevap verebilecek projeler geliştirmesi çok önemli” diyor. Ayrıca, yapay zekanın getirdiği değişimlere dikkat çekerek, “Dünya büyük bir dönüşüm sürecinin eşiğinde ve bu süreci dengeli bir şekilde ele almak gerekiyor” ifadesiyle sektördeki kritik dönüşümlere işaret ediyor. İşte Engin Saydam’dan, geleceğe ışık tutan stratejiler ve sektörel dinamiklere dair ilham veren içgörüler…

Gravital’in ajans kültürünü nasıl tanımlarsınız? Ekip ruhunuz, yenilikçi bakış açınız ve müşteri odaklı yaklaşımınızın en belirgin özellikleri nelerdir?

Aslında buna benim cevap vermem çok doğru ve objektif olmaz ama biraz durum analizi biraz da niyet olarak aktarmaya çalışayım. İlk olarak herhalde 7-8 senedir sürekli tekrarladığım ve şirketin duvarında da büyük bir şekilde yazan “Asla varsayma” sözünü merkeze koyuyoruz diyebilirim. İletişim ajansı olarak çok farklı paydaşlarla iş yapıyoruz. Ne müşterilerimizin, ne tedarikçilerimizin, ne çalıştığımız üçüncü parti paydaşların ne de birbirimizin söylediği veya yazdığı hiçbir cümleyi, soruyu varsayarak algılayamayız, anlayamayız, cevaplayamayız. “Bu böyledir, bunu demek istediğini sandım” gibi cümlelerin tansiyonumu en çok çıkaran cümle tipi olduğunu söyleyebilirim.

Biz iletişim ajansı olarak hiçbir şey sanamayız, her şeyden emin olmalıyız. Gravital olarak kırmızı çizgi diyebileceğim ilk şey budur. Ekip ruhu açısından herkesin huzurlu ve mutlu çalışmasına imkan ve ortam sağlamaya çalışıyoruz. Ofiste insanların ihtiyacı olacak her şeyi bulundurmaya özen gösteriyoruz. Haftalık toplantılarımız çok önemli, tüm ekipler birbirinin ne yaptığını bilmeli, gerekirse yorum katmalı diye düşünüyorum. Proje, Celebrity & Influencer ve Tasarım ekiplerinin müşteri ekipleriyle hem fiziki hem de süreçsel olarak sürekli iletişimde olması gerekiyor. Bunlara ek olarak, ofiste söylediğim hep şu; beni, yapay zeka ve sektörümüzü ilgilendiren konularla ilgili şaşırtabiliyor olmanız lazım. Bunu şu ana kadar istediğim kadar yaptığımız söylenemez ama bir çaba var diyebilirim. Son olarak da müşterimiz tabi ki her şeyin önünde ama belli sınırları geçene kadar. Müşteri bıraktığımız, artık bu markaya çalışmak istemiyoruz diye grup şirketlerin içinde talep ilettiğimiz olmuştur.

Bir marka için itibarın en kritik bileşenleri sizce neler? Gravital olarak, markaların bu bileşenleri nasıl yönetmesine yardımcı oluyorsunuz?

Çok güzel bir soru, çünkü bu sorunun cevabının değiştiği yıllardayız. Özellikle 5-10 sene içerisinde bu değişimin tamamlanmış olacağını düşünüyorum. Öncelikle B2C ve B2B özelinde markaları/kurumları ayırmak lazım. İlk olarak tüketiciye direkt seslenen markalar için konuyu ele alalım. Birçok araştırma gösteriyor ki tüketiciler artık markaların hangi sosyal konulara temas ettiğine veya çözüm üretip, üretmediğine bakacak. Satın alma davranışlarını direkt olarak etkilediği zaten görülüyor ancak önümüzdeki yıllarda bu faktörün etkisi iyice artacak. B2B özelinde hizmet veren veya iş üreten kurumlar için de bu durum işveren markası özelinde geçerli. İtibara önem veren tüm markalar ve kurumlar, bu konuyu ciddiye almalı ve hep gündemlerinde tutmalı. Bu konuda bizim bir iletişim ajansı olarak katkımız ise doğru STK, doğru söylem ve doğru iletişim aksiyonlarını oluşturmak, önermek ve son olarak tabii ki de uygulamak. Burada kritik nokta ise, her marka veya her kurum kendi iş alanlarına ve hedef kitlesine uygun sosyal projeler gerçekleştirmeli. Örnek olarak herkes fidan dikmemeli ya da herkes denizlerimizi temizlememeli gibi…

Bu konunun dışında sıralayabileceğimiz başka faktörler de var. Naçizane en önemli ikinci konu ise, markanın ya da kurumun sürekli olarak üretim halinde olması. Buradaki üretimden kastım ürün ya da hizmet değil. Buradaki üretim önce bulunduğu sektöre, sonra bulunduğu hedef kitleye, sonra da varlık gösterdiği ülkeye katkı sunmak adına içerik üretmesi, raporlar ve veriler oluşturması, öngörüler sunması. Burada da yine Gravital olarak doğru paydaşlarla, doğru zamanda müşterilerimizi üretime zorluyoruz diyebilirim. Son olarak da yine çok kritik faktörlerden biri hala geçerli olan ve bence daha çok uzun yıllar etkisi devam edecek ünlü/uzman/marka elçisi kullanımı. Hedef kitlenize daha rahat ulaşmanızı sağlayacak bir kişiyle çalıştığınızda eğer doğru içerikler de üretiyorsanız hayat çok kolaylaşıyor. O yüzden 3.faktör olarak bunu kesinlikle söyleyebilirim. Bu alan zaten bizim için ekip bulundurduğumuz ve hizmet verdiğimiz bir iş kolu.

Günümüzde sosyal medya, içerik pazarlama ve influencer iş birlikleri iletişim stratejilerinin merkezinde yer alıyor. Bu alanlardaki en önemli trendleri nasıl değerlendiriyorsunuz ve müşterilerinize nasıl bir yaklaşım sunuyorsunuz?

Sosyal medya ve influencer’lar hayatımızın artık bir parçası, dolayısıyla tüm planlarımızda yer veriyoruz, mutlaka temas ediyoruz. Bunun aksi hem düşünülemez hem de bunu yapıyor olmak ayrıştırıcı bir şey değil. Fakat burada bence ajansların influencer’ları nasıl gördüğü değil de, sosyal medya içerik üreticilerin kendini nasıl konumladığı markaların onları nasıl kullanacağını daha çok belirliyor.

Şöyle açayım; bazı içerik üreticileri/hesapları kendilerini mecra gibi konumladığı için, markalar da nasıl televizyon reklamı alırken, para-çokomel eğrisine bakıyorsa, benzeri hesaplarda da aynısına bakıyor ve katma değerli bir içerikten ziyade görünürlük kampanyalarında veya dönemlerinde bu hesaplarla iş birliği yapıyor. Bir de kendini daha farklı bir yere konumlamaya çalışan, her markanın teklifini kabul etmeyen, tabiri caizse feed’ini koruyan hesaplar var. Bunlar volume olarak daha az iş yapıyor gözükseler de inanın çok daha büyük bütçeleri ve çok daha fazla marka imkanlarına erişebiliyorlar. Bu noktada net bir şekilde şu veya bu yöntem daha iyidir denemez, bu bir stratejidir, insanın hayatta ne yapmak istediğiyle doğru orantılıdır. İki yönteme de saygımız var, iki yöntemi de işin durumuna ve konumuna göre öneriyoruz. Influencer ayrımından bağımsız olarak da pazarlama yayınlarına ve içeriklerine çok önem veriyoruz. Tabi ki TikTok’tan bahsetmeden olmaz, o da hayatımıza tam ortadan giriş yaptı. Son olarak da bence Türkiye’deki dergiler dijital dönüşümü tam gerçekleştiremedi, sosyal medyayı çok daha etkin kullanmaları gerekirdi. Hala çok geç değil, ancak sektörün dergiler özelinde yatay olarak genişlemeye ihtiyacı var diye düşünüyorum. Sosyal medyada çok daha fazla içerik üretmeleri başta kendilerine sonra da tüm sektöre çok faydalı olacaktır.

Pandemi, sosyal hareketler ve teknolojik dönüşüm gibi küresel ölçekteki gelişmeler PR ve iletişim alanındaki stratejilerinizde nasıl değişikliklere yol açtı?

Pandemi ile ilgili soruya cevap vermeyeyim sadece 10 bin karakter oraya gider. Bir sonraki soruya pas atarak geniş bir cevap vermeyi tercih ediyorum. Dünya nasıl 70-80’lerde büyük bir değişimin hazırlığını yapıp 90’larla beraber algoritmik bir şekilde gelişip, büyüdüyse, benzer bir dönemdeyiz diye düşünüyorum. O dönemin benzini internetti, güç olarak petrolün ve enerji kaynaklarının gücünü azalttı ve veriyi her şeyin merkezine koydu. Şimdi de bu dönemin benzini yapay zeka, ancak bu sefer güç olarak neyin yerini alacağı çok tartışmalı ve belirsiz. Buradan bunu okuyacak gençlere, yaşıtlarıma ve meslektaşlarıma naçizane tavsiyem yapay zeka ile ilgili olumlu içerikleri okuduğumuz kadar olumsuz bakış açılarını da okumalıyız. Bunu hayatında her gün yapay zeka olan ve bunu arttırmaya çalışan bir şirket sahibi olarak söylüyorum. Çok dikkatli olmamız gerektiğini düşünüyorum. Çok faydası olacağı gibi, etik olarak çok değişik problemlere yol açabilir. Umarım insanoğlu olarak, ürettiğimiz şeyi kontrol edebiliriz.

Yapay zeka teknolojilerinin artan kullanımı, PR uzmanlarının rollerini ve yetkinliklerini nasıl dönüştürüyor? Gravital olarak bu konudaki yaklaşımınız ve deneyimleriniz neler?

Ben çok keyif alıyorum bu süreçten, mesela toplantı notunu çıkardı hayatımızdan. Kullandığımız bir uygulama var. Toplantıya alıyorsunuz uygulamayı, notları alıyor, kim ne kadar konuştu, bir sonraki adımlar ne gibi şahane bir toplantı özeti çıkarıyor. Onsuz toplantıya girmiyoruz artık. Tasarım ekibimiz zaten Midjourney, Runway gibi araçları sürekli kullanıyor. Ayrıca halihazırda kullandığımız uygulamalar da kendini geliştiriyor. Örneğin Adobe, muazzam yenilikler getiriyor yapay zekayı kullanarak. Yukarıda da bahsettiğim gibi bizi hızlandıracak her aracı kullanmak istiyoruz, bence iletişim çalışanları için çok heyecan verici bir dönem. Eskiden Google dışında hiçbir silahı olmayan iletişim profesyonellerinin şu an tüm internet veri tabanı ile eğitilmiş çok hızlı asistanları var. Burada her zaman vurguladığım şu; yapay zeka bir asistan, konunun net yargısını ve kararını oluşturacak bir sistem değil. Ondan faydalanıp, çok önemli bir çıktı sunulacaksa iki kere kontrol edip o şekilde faydalanmak lazım.

Kriz yönetiminin günümüzde PR alanında hayati bir önemi olduğunu görüyoruz. Peki, sizce markalar bu konuda ne kadar hazırlıklı ve Gravital olarak bu alandaki uzmanlığınızı nasıl aktarıyorsunuz?

Yine çok önemli bir nokta, çünkü kriz iletişimi konusu çok fazla gündeme geliyor ve ihtiyaç oluyor. Aslında sebebi çok basit, çünkü anındalık arttı, re-aktif iletişim arttı, bunlar da haliyle krize yol açıyor. Bunun önüne geçmek için uzun uzun anlatmayacağım ama markaların konu yönetimi ile ısı kalkanları oluşturması lazım.  Bu ısı kalkanları ile pro-aktif iletişim yaparak, başlarına gelebilecek çoğu krizin önüne geçebilirler. Tabi ki önüne geçilemeyecek krizler var ve bunları da önleyemediğiniz için ancak önden olası senaryolara hazırlanıp, kriz gerçekleştikten sonra re-aktif iletişim ile konuyu çözebilirsiniz. Tabi krizin hasarı, tespiti gibi konular da önemli ama genel resim olarak kriz konusu bu şekilde. Biz de Gravital olarak hem bu ısı kalkanlarını hem de olası senaryoları belirlemeye, oluşturmaya ve bunlara müşterilerimizi hazırlamaya çalışıyoruz.

Gravital için “gelecek” ne anlama geliyor? Önümüzdeki dönem için nasıl bir yol haritanız var?

Öncelikle gelecek benim için ve dolayısıyla Gravital için oturup beklediğimiz ya da tahmin etmeye çalıştığımız bir şeyden ziyade, şekillendirmeye çalıştığımız ve belirlemeye çalıştığımız bir şey. Bu sözü sonuç odaklı değil, süreç odaklı söylüyorum. Bunu tam anlamıyla yapabildiğimiz için değil, hedef olarak koyduğumuz için söylüyorum. Şekillendirmek ve yön vermek derken, somutlaştıralım havada kalmasın. Mesela rapor, liste, bülten süreçlerimizin en azından %70-80’ini yapay zeka yapsın ve sonuçlandırsın istiyoruz. Yine buradan detaylarını açıklamak istemediğim ama yapay zeka çalışma arkadaşlarımız diyerek üstün körü geçebileceğim bir hayalimiz var. Mutlaka yurtdışında ama “gerçek” anlamda bir ofisimiz, ortağımız olmalı ve “emerging markets” dediğimiz yerlerde olmalıyız. Bunu kast ederken asla körfez ülkelerini düşünerek söylemiyorum. Senenin 4-6 ayı sıcaklık sebebiyle gidemeyeceğim bir ülkede iş fırsatı oluşturmak bana mantıklı gelmiyor. Bunları hepsini bir arada gördüğümüz ana hayalim ise, iletişim + talent + içerik(mecra) üçgeninde bir Gravital network olması. Bunun iletişim boyutunu Gravital ile artık 10.senemizi bitirirken yaptık diyebiliriz, talent boyutunu Sports Public adında geçtiğimiz sene kurduğumuz bir şirket ile sağlamaya başladık diyebiliriz, tabi daha çok yolu var ama 2025’te Sports Public’e yatırımı arttıracağız. Son bir mecra kısmı yani bir içerik ayağı kaldı, onu da umarım bir sonraki röportajımda veya içeriğimde bahsetme şansım olur diyelim.

Etiketler: Gravital İletişimmanşetsöyleşi

İlgili Haberler

“Adil marka olmak, vaat ile gerçekliğin örtüşmesiyle başlar”
SÖYLEŞİLER

“Adil marka olmak, vaat ile gerçekliğin örtüşmesiyle başlar”

SÖYLEŞİLER

“Sadakat odaklı bir mobil uygulamadan, müşteri teknolojileri şirketine dönüştük”

Elidor’dan yapay zeka destekli dayanışma anıtı
HABERLER

Elidor’dan yapay zeka destekli dayanışma anıtı

  • Hakkımızda
  • İletişim ve Künye
  • Reklam Seçenekleri
  • Gizlilik Politikası
  • Çerez Politikası
AD JUST BRAND

© 2020 - 2025

Sonuç yok
Tüm sonuçları görüntüle
  • HABERLER
    • Pazarlama
    • Ajanslar
    • Dijital
    • Medya
    • Teknoloji
    • Trend
    • KSS
    • Sosyal Medya
    • Atamalar
    • Siyasal İletişim
    • Sürdürülebilirlik
    • Moda
  • KAMPANYALAR
    • Kampanyalar
    • Global Kampanyalar
  • ARAŞTIRMALAR
  • IN-DEPTH
    • Case Study
    • Görüş
  • SÖYLEŞİLER
  • AJANS AĞI
  • KARİYER
  • HAKKIMIZDA VE İLETİŞİM

© 2020 - 2025

Kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Detaylı bilgi için Çerez Politikası.