2025, reklam ve yaratıcılık dünyasında güçlü fikirlerin öne çıktığı, cesur kampanyaların sınırları yeniden çizdiği bir yıl oldu. Ad Just Brand olarak bu yıl, “en iyi işler” seçkisini yalnızca listeleyen klasik formatı bir adım öteye taşıyoruz. Sektörün önde gelen isimlerinden, yıl boyunca karşılaştıkları kampanyalar arasından gerçekten “Keşke bu işi ben yapmış olsaydım” dedikleri 5 işi seçmelerini istedik. Ortaya, 2025’in yaratıcı ruhunu kişisel bakış açılarıyla yansıtan ilham verici bir liste serisi çıktı.
Serinin yeni konuğu, Jüpiter Kreatif Direktörü Ali Can Savaş oldu. Savaş, yıl boyunca karşılaştığı işler arasından fikri, yaklaşımı ve yaratıcı cesaretiyle gerçekten “Keşke bu işi ben yapmış olsaydım” dediği 5 kampanyayı seçti. İşte 2025’in yaratıcı hikayesini onun gözünden anlatan seçimler:
Diğer katılımcıların “keşkelerine” buradan ulaşabilirsiniz.
GUINESS – Guinnbrella
İnsanı değil, birayı koruyan bir şemsiye… Tüketici konforunu ikinci plana atıp, ürünü ‘korunması gereken bir hazine’ gibi konumlandırmak muazzam bir mizah. ‘Hava nasıl olursa olsun keyfimiz yerinde’ mesajını, sıkıcı bir manifesto filmiyle değil, absürt bir ürün tasarımıyla vermişler. Marka sevgisini fanatiklik seviyesinde işleyen, ‘neden benim aklıma gelmedi’ dedirten bir İngiliz zekası.
Koç Holding – Ayakta Kalma Sanatı
İstanbul’un kaosunu ve direncini, şehrin gerçek sahipleri olan kediler üzerinden anlatmak… Sanatın o mesafeli duran dilini, bir kedinin göz hizasından şehri izleterek kırmak muazzam bir buluş. Bienal gibi sofistike bir konuyu sokağın kalbine indiren, sinematografisiyle büyüleyen, hikayesiyle kıskandıran bir başyapıt. Keşke şehrin dokusunu bu kadar samimi bir dille anlatmak benim aklıma gelseydi.
Canva – Power of Canva
Sektörün en büyük klişesini alıp, bunu statik bir ilan olmaktan çıkararak mecranın fiziksel sınırlarıyla oynayan, mekana özel bir deneyime dönüştürmek asıl büyü burada. Waterloo gibi devasa alanlarda açıkhavayı (outdoor) sadece bir görünürlük alanı değil, tasarımın esnekliğini kanıtlayan bir sahne olarak kullanmışlar. Mecranın dilini bu kadar iyi okuyup, yapıyı fikrin bir parçası haline getiren bu vizyonu kesinlikle kıskandım; keşke benim imzam olsaydı.
32. İstanbul Caz Festivali – Cazda Buluşalım
Her gün milyonlarca insanın yaptığı o sıradan ‘tutunma’ eylemini, bir enstrümana dokunma hissine çevirmek… Cazın o bazen uzak duran algısını yıkıp, onu şehrin en kalabalık, en gerçek anının tam ortasına yerleştirmek muazzam bir içgörü. ‘Hayata tutunmak’ ile ‘müziğe tutunmak’ arasındaki o bağı görüp, bunu tek bir kareyle anlatmak… Keşke şehrin kaosunu müziğe bağlamak bu kadar zarifçe benim aklıma gelseydi.
Cornetto – Sonunda
Bir markanın logosunu bile kullanmadan, sadece formunu kullanarak kendini anlatabilmesi… İşte marka gücü budur. Külahın o en sevilen ‘son’ parçasını, yazın en sevilen ‘ilk’ anlarıyla (ilk terlik, ilk deniz) birleştirmek… Görseli o kadar ikonik ve temiz ki, üzerine uzun uzun metin yazmaya gerek bile kalmamış. Sadece bakıyorsunuz ve o tadı damağınızda hissediyorsunuz. Kıskanılacak kadar net.
Bu gönderiyi Instagram’da gör












