“Metin Yazarı” ne yapar? Uğur Can Usoğlu açıklıyor

Çeşitli sektörlerden profesyonellerin kariyer yolculuklarına, günlük sorumluluklarına ve gelecek hedeflerine odaklanan "Ne Yapar?" serisinde, McCANN Istanbul'dan Reklam Yazarı Uğur Can Usoğlu "Metin Yazarı"nın görev ve sorumluluklarını detaylı bir şekilde paylaştı.

Ben Uğur Can Usoğlu. 26 yaşındayım. Düzceliyim. Akdeniz Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümü mezunuyum. McCann İstanbul reklam ajansında Reklam Yazarı olarak çalışıyorum. 3.5 yıldır bu sektördeyim.

Farklı fikir havuzlarında yüzmekten çekinmeyen, tamamen öğrenme hevesiyle bütünleşmiş bir yazarım. Reklam yazarlığı dışında da stand up ile ilgileniyorum. Biraz da bundan olsa gerek, reklam metinlerinde de kelime şakalarına odaklanıyorum. Çünkü iyi şaka yapmak, beni motive ediyor. Görece komiğim…

Başlıca motivasyonum ise annem… Bir dönem altyapıda kalecilik yaptım. Gariptir ki, tüm parmaklarımı kırıp, yazar oldum. O zamanlarda bir maçı gazeteye taşımışlar ve kapağa da benimle ilgili bir manşet atmışlardı.

Annem çok gururlanıp, o gazeteyi saklamıştı. Şimdi de yapacağım işleri dört gözle bekliyor ve ne zaman yazdığım bir işi görse sevinci yüzünden okunuyor… Her yeni bir fikri aramaya başladığımda, aklımdan bunu geçiriyorum. (Look Mom I Can Fly)

Düşünüyorum, olmuyor biraz daha düşünüyorum. Metroda düşünüyorum, arabada düşünüyorum, kafede arkadaşlarımlayken düşünüyorum.

“Metin Yazarı” ne yapar?

Aslında herkes bi’ şekilde bir şeyler karalıyor. Benim için farklı olan ise bunu meslek olarak yapıyorum. Kabul etmek lazım, reklam yazarıyım demek de kulağa bir havalı geliyor. Peki, ben ne yapıyorum? Düşünüyorum, olmuyor biraz daha düşünüyorum. Metroda düşünüyorum, arabada düşünüyorum, kafede arkadaşlarımlayken düşünüyorum. Bu sebeple telefonumdaki not defterimin bir hayli kalabalık olduğunu söyleyebilirim.

Genel rutinimde ise, günlük işlerimi takip ediyor, gereken metinleri yazıp, teslim ediyorum. Ama bundan daha fazlası olan kısım benim asıl hayallerimi süslüyor. İş seçmiyorum ama bazı brief’lerin beni daha fazla heyecanlandırdığı söylemem gerekir. O işlerde de ilk önce uzunca bir araştırma sürecine giriyorum. Aslında kendimce eğlencenin dozunu artırıyorum…

Hatta en son UEFA Şampiyonlar Ligi işine çalışırken ben olayları biraz abartıp futbolun derinliklerinde kaybolunca, görüntülerin bile net olmadığı maçları izlemeye başladım. Belki içgörü yakalarım diye, fanatik Galatasaraylı olmama rağmen izlediğim Fenerbahçe maçlarını hiç söylemiyorum bile…

Bazı işler ise hiç bilmediğim bir konu hakkında olabiliyor. Burada da yeni bir şeyler öğreneceğim için yine heyecanlanıyorum. Yazarken fark ettim ki iki şekilde de beni mutlu edecek şeyler buluyormuşum.

Özetle, hiç olmayan bir şeyi yaratmanın stresinin ve hiç olmayan bir şeyi yaratmanın hazzının karışımını sizlere anlatmam zor ama bunun çok keyifli olduğunu söyleyebilirim.

Sadece eğlenmiyorum tabii ki. Çeşitli zorluklarla da karşılabiliyorum. Bunu, “Gibi” dizisinden bir replikle özetleyeceğim.

“Hiçbir zaman insanın kafasında yekpare kristal top gibi parlayan tek bir düşünce olmuyor.”

Nasıl bir çalışma ortamında çalıştığımı anlatmam gerekirse de, ajansa 2 gün gittiğimiz için genel çalışma ortamım aslında odamdaki masam.

Ajansta ise işinde iyi olduğunu çeşitli alanlarda kanıtlamış birçok kişiyle çalışıyorum. İşinde iyi olmalarının yanı sıra, eğlenceliler de…  Tahmin edileceği üzere, kelime şakası, soğuk şaka ve çeşit çeşit hikayelerin döndüğü bir çalışma ortamı. Direktörden, junior’a herkesin eğlenceli bir iş anlayışını benimsemesinin, işimize de renk kattığını düşünüyorum.

Geleceğe ilişkin hedefim ise, benden sonraki gelecekte de var olabilmek… Kanlı, canlı olamayacağım. Teknoloji henüz o kadar gelişmedi biliyorum. Demek istediğim, ismimi hatırlayan, hatırlatan birilerinin olması… Kısacası bu sektörden gelip, geçmek değil, bu sektöre iz bırakabilmek…

Sıradaki haber
“Marka Köklendirme Danışmanı” ne yapar? Esra Baykal açıklıyor

Bunları da okuyun